Kitap “Neden” “Nasıl” Okunur?

 


Okumak ile yazmak kardeştir.
Kalem, defter ve kitap ayrılmaz bir bütündür. Eğer bir kitap okuyorsanız bir de kaleminiz olmalıdır yanınızda. Her an önemli noktaları not almalısınız. Kritik bilgileri yedeklemelisiniz ki, aradığınızda kolayca bulabilesiniz. Okumak ve yazmak birbirini tamamlar.

İlk inen ayetler olduğu söylenen Alâk Suresinin ilk ayetinde “Oku” emrini verilirken, aynı surenin 4. ayetinde “O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti (öğretendir)” buyrulmuştur.

Bizden öncekiler yazmasaydılar, biz neyi okuyup öğrenebilirdik? Eğer biz yazmazsak bizden sonrakiler nasıl bilecekler?

Okumak ile anlatmak dosttur.
Eğer okuduğunuz faydalı bir bilgiyi bir başkasına anlatırsanız, zihninizde belirlediğinizi, diliniz ile tekrar ettiğiniz için bilgi daha da bir yerleşecektir belleğinize.O halde eldeki bilgiyi başkasına anlatmak sadece başkası için fayda değil, anlatan için çok lazım olan bir şeydir.

Bir gün forumumuza (internetteki bilgi paylaşım yeri) şöyle bir mesaj yazılmıştı. "İkimizde de birer yumurta olsa ve yumurtaları değiştirsek, her birimizin birer yumurtası olur. İkimizde de ayrı birer bilgi olsa ve bu bilgileri birbirimize versek, her birimizin iki bilgisi olur."

Bilgi, Okumakla mümkündür.
Bilgi edinmenin bir çok yolu ve metodu vardır. En sağlıklı, en detaylı bilgi okumak ile elde edilir. Şu soruyu sürekli duyardım küçükken. “Çok okuyan mı bilir yoksa çok gezen mi?” Gariptir ki, bazen cevap “Gezen” olurdu. Elbette gezerek bilgi elde edilir. Ama asıl ve sağlam bilgi okuyarak elde edilir. Gezen ise detayı ancak okuyarak öğrenir. Yoksa gördükleriyle kalır.

Mesleğimizle ilgili bilgileri okumalıyız.
Eğer böyle yaparsak, mesleğimizde uzman olur ve yaptığımız işi bilinçli olarak yaparız. Aldığımız parayı da hak ederiz. Babadan atadan kalma yöntemler her ne kadar kalıcı olsa da, onların bize anlatmayı unuttukları mesleki özellikleri okuyarak öğreniriz. Böylece hem yaptığımız iş kaliteli olur hem de toplum için daha faydalı bir fert haline geliriz. Diğer meslektaşlarımızın da yaptıklarını hakkıyla yorumlayabiliriz.

İnandığımız şeylere ait bilgileri okumalıyız.
İnanç sitemi bizden önce olduğu gibi bizden sonra da olacaktır. Kulaktan dolma bilgilerle bir şeye inanmak her zaman hüsran getirmiştir. Genel de sevdiğimiz şeylere inanırız ya da inandığımızı sevmeye çalışırız. Güven duymak isteriz. Çocukluğumuzda çevreden edindiğimiz bir çok inanç belleğimize yaşarken yerleşir. Bu bilgilerin ne kadar doğru olduğunu anlamak, o konu hakkında öncekilerin yazdıklarını okumak ve tetkik etmekle mümkündür. Bizden önce ve belki de bizden daha iyi düşünen, en azından yaşadığı zaman içerisinde daha sağlıklı düşünme olanağı bulanların yazdıklarını önümüze koyup okumalıyız.

Sakin bir ortamda okumalıyız.
Karmaşanın olduğu, gürültü ve koşuşturmanın içerisinde kitap okumaya çalışmak boşa kürek çekmektir. Önemli olan sadece okumak değil, bilakis okuduğunu da idrak etmektir. Karmaşa ve gürültü de ise yapılması gereken en iyi şey, “neden bu karmaşa var?” sorusunu cevaplamak için fırsat buldukça düşünmektir.

Sakin olarak okumalıyız.
Okurken aynı zamanda yazabileceğimiz şekilde konumlanmalıyız. Sadece okumakla değil, okuduğumuzdan yola çıkarak sonuç çıkarmak ve bu sonuçları kaydetmekle okumalıyız. Bunun en güzel şekli oturmaktır. Bu oturuşta bir sehpa veya bir masa olması en güzelidir. Böylece, kitap, kalem, silgi vs araçlara da ulaşabilir ve zaman kaybetmemiş oluruz. Ayakta, yürüyerek ve yatarak okunan kitaplar genel olarak insan hayatına pek bir tesiri olmayan hikaye ve romanlardır. Önemsizdir demiyorum ama aciliyet kesbetmezler. Olsa da olur olmasa da. Oysa ilmi eserler dikkat ve ihtimam ister. Sakin olmakta fayda vardır.

Mümkünse sesli okumalıyız.
Bu çok alışıldığın tersine bir yöntemdir. Günümüzde çocuklara gözlerinle oku derler. Çünkü burada amaç daha fazla okumaktır. Daha fazla sayfa çevirmektir. Dediğim gibi bu hikaye ve roman gibi çok da mühim olmayan kitaplar için geçerlidir. Ancak ilmi eserler, kaynak kitaplar asla hızlı okunmazlar. Çünkü her bir cümlesi ciddi anlamlar içeren bilgilerle doludur. Bu bilgileri gözle görmek, kulakla duymak en güzelidir. Bazen gözün yanılgısını kulak düzeltebilir. Elbette bağırarak okumaktan bahsetmiyorum. Sakin bir ortamda kendi sesinizi duyabilecek kadar sesten bahsediyorum.