| 1764
yilinda Rusya, Osmanlilarin toprak bütünlügünü garanti ettigi
Lehistan'i isgal etmis ve kaçan mülteciler Osmanli sinirini geçen
Ruslar tarafindan katledilmistir. Bu olay üzerine Osmanli Devleti
Rusya'ya savas ilân etmistir(1768). Ruslar, Baserabya ve Kirim'i isgal
ettikleri gibi, Ingilizlerin de yardimiyla, Baltik filosonu Akdeniz'e
göndererek, Mora Rumlarini isyana tesvik etmisler ve Çesme'de demirli
Osmanli donanmasini gafil avlayarak, gemileri yakmislardir. Bu arada
Misir'da da bir isyan hareketi baslamistir. Ruscuk ve Silistre
önlerinde Osmanli kuvvetlerinin mevzii basarilar kazanmasinin ardindan
II. Katerina, Lehistan isini halletmeyi plânladigindan Osmanlilarla
anlasma yapmayi kabul etmistir. I.Abdulhamit'in (1773-1789) basa
geçmesinden sonra imzalanan Küçük Kaynarca Antlasmasi ile (21 Temmuz
1774) Kirim Hanligi Osmanlidan kopartilarak sözde bagimsiz bir devlet
olmus, Baserabya, Eflâk, Bogdan Osmanlilarda kalmis, ancak Azak ve
Kabartay bölgesi Rus hâkimiyetine geçmistir. Ruslar bu anlasmayla
Ingiltere ve Fransa'ya taninan kapitülâsyonlari da kazanmis ve her
yerde konsolosluk açma hakkini elde ederek, Osmanlinin iç islerine
karisabilecegi bir ortami kendine hazirlamistir. Nitekim 1783'te
Kirim'i isgal ve ilhak eden Rusya, Karadeniz'e hâkim olarak, sicak
denizlere inme politikasini gerçeklestirme yönünde büyük bir adim
atmis, Ortadokslari himaye bahanesiyle de Balkanlardaki nüfuzunu
kuvvetlendirmistir.
Rusya'nin
nihaî amaci, Istanbul'u ele geçirerek Bizans'i yeniden diriltmek idi.
Iste bu maksatla, Osmanli Devleti'ni taksim etmek üzere Avusturya ile
gizli bir anlasma yapildi. Bu anlasmayi haber alan Osmanli Devleti,
Prusya ve Ingiltere'nin de tahrikiyle Rusya'ya karsi savas açti.
Halkin infialine neden olan Kirim'i geri almak Osmanlinin en büyük
arzusuydu. Ancak bu savasa Rusya'nin müttefiki olan Avusturya'nin da
katilmasiyla, Osmanlilar iki cephede birden mücadele etmek zorunda
kaldilar(1788). Avusturya'ya karsi iki kez savas kazanildi. Belgrat ve
Banat ele geçirildi. Ancak Rusya'ya karsi dogu cephesinde basari
saglanamadi. Bu tarihlerde Osmanli tahtina III. Selim çikmisti
(1789-1807). III. Selim Isveç ile bir anlasma yaparak Rusya'ya karsi
bir müttefik kazanmisti. Ancak Rusya Bükres ile Küçük Eflâk'i almis,
ardindan da Belgrat ve Bender düsmüstü. 1790'da Avusturya Imparatoru
II.Joseph ölünce iç ayaklanmalar bas göstermis ve Fransiz ihtilalinin
etkileri bu ülkede de hissedilmeye baslanmisti. Bunun üzerine yeni
Imparator II.Leopold, Zistovi anlasmasini imzalayarak Osmanlilarla
olan savasi sona erdirdi (1791). Bu anlasma mevcut statükoyu muhafaza
eden maddelerden ibaretti. Rusya ile de, Ispanya'nin araciligiyla Yas
Baris Antlasmasi imzalandi (1792). Rusya'nin savas sirasinda isgal
ettigi yerlerden sadece Özi, anlasmayla verilmis oluyordu. Hem
Avusturya hem de Rusya bu anlasmalarla, Fransa ve Lehistan'daki
gelismelere dikkatlerini verirken, Osmanli Devleti de gerekli
islahatlari yapmak için bir soluklanma zamani bulabilecekti.
Iyi bir
egitim görmüs olan III. Selim bu baris döneminden faydalanarak, devlet
içinde, özellikle askerî alanda, islahatlar yapmak istiyordu. Bu
maksatla, Nizâm-i Cedit adi verilen ilk islahat hareketiyle, yeni bir
ordu kurdu(1793). Yeniçeri Ocagi'ni kaldiramayacagini bildiginden,
öncelikle Nizâm-i Cedid denilen bu orduyu batili tarzda düzenleyip,
basarisini kanitlamak gerekliydi. Ancak bundan sonra Yeniçeri Ocagi
lagvedilebilirdi. Fakat kendileri aleyhine ortaya çikan gelismelerden
endise duyan Yeniçeriler, bazi devlet adamlarini da yanlarina çekerek
yeniliklere karsi çiktilar ve isyan ettiler. Üstelik bu arada Napolyon
Bonapart, bir orduyla Misir'i isgale baslamisti (1798). Osmanlilar,
Rusya, Ingiltere ve Sicilya'nin da menfaatlerine dokunan Fransiz
isgaline karsi harekete geçti. Ehramlar savasiyla, Misir'i ele
geçirip, kuzeye yönelen Bonapart, Akka'da Osmanli savunmasini geçemedi
(1799). Kusatmayi kaldiran Napolyon geri dönerken, yerine biraktigi
ordu komutanlari da maglûp edildiler. Neticede Fransizlar Misir'i terk
etmek zorunda kaldi(1801). Fransa'yi barisa zorlayan önemli bir
sebeplerden birisi de, Akdeniz'de Rus ve Türk donanmalarinin is
birligi yapmalari, Ingiltere'nin Fransiz savas ve ticaret gemilerini
taciz etmesiydi. Fransa'nin Akdeniz ve Orta Dogu'daki ticarî
menfaatlerinin zedelenmesi onlari barisa zorlamaktaydi.
1802'de
imzalanan anlasmayla Fransa bölgede yine ticaret yapma güvencesi almis
ve kapitülâsyon hakkini elde etmistir. Bu olayi bahane ederek
Akdeniz'e inen Rus donanmasi, Osmanli donanmasiyla birlikte Fransa'nin
elindeki bazi adalari ele geçirmis idi. Fakat halk, ebedî düsman
olarak gördügü Rusya ile is birligi yapilmasina büyük tepki göstermis
ve bunun sonunda III. Selim'e ve islahatlarina karsi cephe
genislemisti. Üstelik Napolyon'un, Orta Dogu'da Araplara yönelik
propagandasinin da etkisiyle bölgede bazi isyanlar çikmisti. Böylece
Bulgaristan ve Sirbistan'da çikan isyanlara bir de Suriye'de ve
Hicaz'da çikan isyanlar eklenmis oluyordu. Vehhabiler ayaklanarak,
1803-1804'te Mekke ve Medine'yi ele geçirmislerdi. Osmanlilarin tekrar
Fransa ile yakinlasmalari, Ingiliz ve Ruslari harekete geçirmis ve
sonunda Rusya Eflak ve Bogdan'i isgal etmisti. Bu savas sürerken
Nizâm-i Cedit'in Rumeli''ye de kaydirilmasindan memnun olmayan
isyancilar Sehzade Mustafa'nin tahrik ve tesvikiyle birleserek Ikinci
Edirne Vak'asi denilen büyük bir ayaklanma baslatmislardi (1806).
Neticede Istanbul'da patlak veren Kabakçi Mustafa Isyani III. Selim'in
sonunu hazirladi. Saraya giren isyancilar III. Selim'i tahttan
indirerek yerine IV. Mustafa'yi tahta geçirdiler (29 Mayis 1807).
Nizâm-i Cedid lagvedildi. Fakat III.Selim'e bagli olan Ruscuk
bayraktari Mustafa, yenilik taraftarlariyla birleserek, karsi darbede
bulundu. Amaci III. Selim'i yeniden tahta çikarmakti. IV. Mustafa'nin,
sabik padisahi öldürttügünün ögrenilmesi üzerine, kardesi II.Mahmut
basa geçirildi (28 Temmuz 1808).
Alemdar
Mustafa Pasa sadareti üslenerek, III. Selim'in baslattigi islahatlari
devam ettirmeye çalisti. Nizâm-i Cedit'i, Sekbân-i Cedit adi ile
yeniden canlandirdi. Ancak ulemayi ve yeniçerileri memnun edemeyen
Alemdar Mustafa Pasa, 1809'da çikan bir isyanda öldü.
II.Mahmut
ve Islahat Hareketleri; II. Mahmut devri (1808-1839), hem
gerçeklestirilen yenilik hareketleri ile hem de etnik ve siyasî
isyanlariyla Osmanli Devleti'nin yol ayrimina girdigi bir dönemi ifade
eder. II.Mahmut, öncelikle orduyu bastan asagi düzenlemek ile ise
basladi. Yeniliklere karsi çikan Yeniçeri Ocagi bir nizamname ile
ortadan kaldirildi. Vak'a-yi Hayriye olarak adlandirilan bu köklü
degisiklikle (15-16 Haziran 1826), yeni bir ordu olusturuldu. Ancak
yeniçeriler bu düzenlemeye boyun egmeyerek isyan ettiler. Sadrazam'in
sarayini basan yeniçeriler sadrazamin ve islahatçilarin baslarini
istediler. Ancak At Meydani'nda toplanan yeniçeriler dagitildi,
ocaklari bombalandi. Böylece Avrupa tarzinda yeni bir ordunun
kurulmasi yönündeki en büyük engel ortadan kaldirilmis oluyordu. II.
Mahmut hükûmet teskilâtinda da degisikliklere giderek kabine ve
nezaret (bakanlik) usulünü benimsedi. 1836 yilinda Dahiliye ve
Hariciye Nazirliklari kuruldu. Avrupa devletleri ile A.B.D ile ticarî
anlasmalar yapildi. Iktisadî ve adlî sistemde degisikliklere gidildi.
Avrupa tarzinda egitim veren rüstiyeler, Harbiye ve Tibbiye
okullarinin açilmasi vb. gibi egitim alaninda da islahatlar
gerçeklestirildi.
Fakat,
kimi seklî, kimi öze yönelik bu yenilikler devletin içinde bulundugu
zorluklari asmasina yetmedigi gibi, Osmanli cografyasindaki parçalanma
II.Mahmut döneminde daha da hissedilir hale geldi.
Sirp ve
Yunan Isyanlari; Fransiz Ihtilâli'nin getirdigi milliyetçi fikirlerle
temellendirilen ancak, daha ziyade arkasinda Rusya ve diger Avrupa
devletlerinin tesvik ve tahriki olan etnik ve mahallî isyanlar bu
dönemde alevlendi. III.Selim zamaninda isyan eden Sirplar, 1812 Bükres
Antlasmasi ile bazi imtiyazlar almalarina ragmen, yeniden ayaklandilar.
Yeniçeri Ocaginin kaldirildigi tarihlerde Sirplarla kismî bir
anlasmaya varildi. Ancak 1830'da bir hatt-i serif ile Sirbistan'in
Osmanli hâkimiyetinde bir prenslik olarak varligi kabul edildi.
Rusya'nin XIX. yüzyila girerken Osmanliya karsi sürdürdügü savaslarin
altinda Balkanlari ve özellikle Rumlari Osmanli Devleti'nden koparmak
yatiyordu. Nitekim Odessa'da yeniden örgütlendirilen Etnik-i Eterya
adli cemiyetin baskanligina Yunan Isyani sirasinda Çar I.Alexsandre'in
yaveri Prens Ipsilanti getirilmisti. Yapilan plana göre Yunanistan,
Yanya ve Tuna civarinda isyanlar çikarilacakti. Ipsilanti 1821'de
Romanya'ya geçerek Ortodokslari ayaklandirmaya çalisti fakat basarili
olamadi. Çar, Türklere yenilerek Macaristan'a kaçacak olan
Ipsilanti'yi desteklemekten vazgeçti. Bu sirada Mora'da da Patras
baspiskoposu isyan etmisti (25 Mart 1821). 1822'de Yunanlilar bagimsiz
olduklarini ilân ettiler, Mora'da ve adalarda çok sayida Türk'ü
katlettiler. Rusya ve Avrupa bu isyani gayriresmî yollardan
desteklemekteydiler.
Girit
ve Mora valiliginin kendisine verilmesini II.Mahmut'a kabul ettiren
Mehmet Ali Pasa bu isyani bastirmakla görevlendirildi. 1822'de
Girit'e, 1824-25'te Mora'ya girildi. Bu gelisme karsisinda Rusya,
Fransa ve Ingiltere aralarinda anlasarak (1827), Yunanistan'in özerk
bir prenslik olarak kabul edilmesi hususunda Osmanlilari sikistirmak
istediler. Türkler bu olayi iç islerine müdahale olarak kabul edip,
teklifi reddetti. Bunun üzerine Osmanli ve Misir donanmasi Navarin'de,
bir kaza sonucu(!), yok edildi. Üç ülkeyle iliskiler kesildi ve
1828'de Rusya, müttefiklerinin destegiyle Osmanli Devleti'ne savas
ilân etti. Rus ordusu doguda Erzurum'u ele geçirdi. Batida ise Edirne
isgal edildi. Padisah, Prusya, Fransa ve Ingiltere elçilerini araya
sokarak, Londra Protokolünü kabul edecegini bildirdi. Böylece Edirne
Antlasmasi(1829) ve ardindan Londra Konferansi (1830) imzalandi.
Antlasma ile Prut iki ülke arasinda sinir oluyor, Eflâk, Bogdan ile
Sirbistan'in özerkligi kabul ediliyordu. Girit'in Osmanlilarda kalmasi
sartiyla Yunanistan'in bagimsizligi da tasdik ediliyordu.
Mehmet
Ali Pasa Isyani ve Misir Meselesi; Mora'nin elden çikmasiyla, oglu
Ibrahim'in Mora valisi olma ümidini kaybeden Misir Valisi M.Ali Pasa,
II.Mahmut'tan, yardimlarina karsilik, Suriye'nin idaresini istedi. Bu
istegin reddedilmesi üzerine M.Ali Pasa harekete geçti ve Filistin ile
Suriye'ye girdi (1831). Akka ve Sam, oglu Ibrahim tarafindan ele
geçirildi. Ibrahim Pasa, kisa zamanda Anadolu'ya kadar ilerledi.
Konya
yakinlarindaki savasta Osmanli ordusunu yenilgiye ugratti. Her birinin
ayri hesabi oldugu büyük devletler, telâslanarak araya girmek
istediler. Fransa ve Ingiltere'nin anlasamamasi üzerine, Rusya
durumdan faydalandi. Zor durumdaki II.Mahmut, Rus ordusunun ve
donanmasinin Istanbul yakinlarina gelmesine müsaade etti. Rusya'nin
kârli çikmasindan endiselenen Fransa ve Ingiltere, II.Mahmut ile
anlasma yapmasi için M.Ali Pasa'ya baski yaptilar. Neticede Kütahya
Antlasmasi imzalandi (1833). Bu anlasmayla, Mehmet Ali Pasa, Misir ve
Girit'ten baska Sam ve oglu Ibrahim de, Cidde valiligi yani sira
Adana'yi uhdelerine alacaklardi. Rusya, yardimlarina karsilik II.Mahmut
ile Hünkar Iskelesi Antlasmasi diye bilinen bir anlasma yaparak,
Istanbul'daki durumunu kuvvetlendirmeyi basardi (1833). Anlasmaya göre
Osmanli Devleti'nin toprak bütünlügünün garantisi ve gereginde
Osmanlinin yardimina kosulmasi karsiliginda Rusya, Bogazlarin bütün
yabanci savas gemilerine kapatilmasini kabul ettiriyordu. II.Mahmut,
Kütahya anlasmasindan memnun degildi. Bu sebeple M.Ali Pasa'ya karsi
yeniden harekete geçti. Fakat Osmanli ordusu Nizip'te bir kez daha
yenildi (1839). Üstelik Kaptan Pasa, Osmanli donanmasini Misir'a
teslim etmisti. Bu arada II. Mahmut ölmüs ve yerine I.Abdulmecit
geçmisti (1839-1861). Misir Meselesi'nin Çözümü ve Bogazlar Meselesi;
Rusya'nin Hünkar Iskelesi Antlasmasina dayanarak duruma tek basina
müdahale etmesini uygun bulmayan Ingiltere ve Fransa yeniden devreye
girdiler. Avusturya ve Prusya'nin da katilmasiyla Londra'da bir
konferans toplandi (1840).
Toplantida Mehmet Ali Pasa'nin veraset yoluyla Misir valiligine sahip
olmasi karsiliginda, Suriye'den ve elinde tuttugu Osmanli
donanmasindan vazgeçmesi istendi. Konferans kararlarini M.Ali Pasa'nin
tanimamasi üzerine Ingiltere Suriye limanlarini donanmasi ile topa
tuttu. Nihayet M.Ali Pasa durumu kabul etti. I.Abdulmecit de iki
ferman yayimlayarak onun valiligini onayladi. Ardindan Ingiltere
kendileri aleyhine olan Hünkar Iskelesi Antlasmasi'nin yürürlükten
kaldirilmasini öngören uluslararasi bir konferansa ev sahipligi yapti.
Londra Antlasmasi ile (Temmuz 1841), Istanbul ve Çanakkale
bogazlari'nin baris zamaninda savas gemilerine kapali tutulmasinin
kararlastirildigi bir Bogazlar Sözlesmesi imzalandi. Böylece Ingiltere,
Rusya'nin elinden inisiyatifi almis oluyordu.
Daha
önceleri gerçeklestirilmeye çalisilan Islahat Hareketleri, Osmanli
Devleti'nin kendi iradesiyle uygulamaya çalistigi, içte ve distaki
basarisizliklarini önlemeye yönelik yenilikleri ifade etmekteydi.
Ancak Avrupa ve Rusya'nin mütemadiyen iç islerine müdahale etmesi,
Osmanli Devleti'ni, kendi inisiyatifi disinda, yeni tedbirler almaya
zorlamaktaydi. Özellikle gayrimüslim unsurlari bahane eden devletlerin
müdahalelerine firsat vermemek için idarî ve hukukî düzenlemelere
gidilmesi düsünülmekteydi. Hariciye Naziri Mustafa Resit Pasa'nin
hazirladigi düzenlemeler, I.Abdülmecit tarafindan tasdik edilmisti. 3
Kasim 1839'da I.Abdülmecit "Gülhane Hatt-i Hümayunu"nu ilan ettirdi.
Bu
fermanda, dini ve irki ne olursa olsun Osmanli tebaasindan olan
herkesin esit olmasi, herkesin yasalara göre yargilanmasi, varligi
ölçüsünde vergilendirilmesi ve askerlik süresinin 4-5 yili geçmemesi
gibi hükümler yer aliyordu. Ayrica Osmanli Devleti bu dönemde Avrupa
tarzina öykünen idarî düzenlemelerde de bulundu. Bu sekilde Avrupa
devletlerinin en azindan bazilarinin, Osmanli Devleti'nin toprak
bütünlügüne saygisinin kazanilmasi hedeflenmekteydi. Fakat gelisen
siyasî olaylar, bunun o kadar kolay olmayacagini gösterecektir.
Sark
Meselesi ve Kirim Savasi; Tanzimat döneminde nispeten saglanan baris
ortami, Rusya'nin müdahalesiyle tekrar bozulmaya basladi. Balkanlarda
panislavist bir politika izleyen Rusya, ayni zamanda "Kutsal yerler
sorunu"nu ortaya atarak, dogrudan dogruya Osmanli Devletinin varligini
hedef almaktaydi. Avrupalilar tarafindan "Sark Meselesi", önceleri
Osmanli Devleti'nin toprak bütünlügünün saglanmasi seklinde
düsünülürken, daha sonra bu topraklarin paylasimi sorunu hâline
dönüstürüldü. Çünkü Osmanli Devleti artik bir "hasta adam" idi. Ancak
R.Mantran'in da ifade ettigi gibi, hasta, kendisini iyilestirmeyi
amaçlamayan doktorlarin insafina kalmisti. Onlar, Avrupa'nin hasta
adaminin mirasini paylasma telâsindaydi.
Küçük
Kaynarca antlasmasi'ndan sonra Osmanli topraklarindaki Ortodokslar'in
haklarini koruma rolünü üstlenen Rusya, Kudüs merkezli "kutsal
yerler"in korunmasi ve idaresi hususunu da gündeme getirdi.
Fransizlarla imzalanan kapitülâsyonlarda, Lâtin din adamlarina Kudüs
Kilisesi üzerinde bazi haklar taninmisti.
1808'den itibaren Rusya'nin baskilari neticesinde onlarin yerini
Ortodoks papazlar almaya basladi. Fransa'nin ve Rusya'nin 1850-51'de
Bab-i Ali'ye bu durum hakkinda yaptiklari müracaatlar, kurulan
komisyonlarda degerlendirildi ve bazi kararlar alindiysa da hiçbirini
memnun edemedi. Bunun üzerine Çar I.Nikola, Ingiltere'ye Osmanli
Devleti'ni aralarinda paylasmayi teklif etti ve Ingilizlerin
sessizligini korumasi üzerine de askerlerini Baserebya ve Lehistan'a
çikartti. Rus elçisi Mençikof'un asiri tavizler içeren teklifini
reddeden I.Abdülmecit, Ingilizlere yakin olan Mustafa Resit Pasa'yi
sadrazamliga getirdi. Ruslar 26 Haziran 1853'te, Prut'u geçerek, Eflâk
ve Bogdan'i istilâ ettiler. Osmanli Devleti, Fransa ve Ingiltere ile
ittifak anlasmasi imzaladi. Bu ittifaka Avusturya ve Italyan birligini
kurmaya çalisan Piyemento hükûmeti de katildi. Ittifak donanmasi
Çanakkale'de mevzilenmisti. Durumdan endiselenen Rusya, askerlerini
geri çekmeye basladi. Müttefikler, Rusya'nin Karadeniz'deki gücünü
ortadan kaldirmak için, Kirim'a yöneldiler. Ruslarin en büyük üssü
olan Sivastopol, bir yil süren bir kusatmanin ardindan ele geçirildi
(1855). Bu sirada tahta oturan II.Alexandre, baris yapmayi kabul etti.
Müttefiklerin yani sira Prusya'nin da katildigi Paris Antlasmasi ile
(30 Mart 1856), taraflar isgal ettikleri bölgelerden çekilecek,
Osmanlilarin toprak bütünlügü ve Bogazlarin statüsü, Avrupa'nin "kefilligi"
altinda korunacakti. Osmanlilarin Avrupa Konseyi'ne dahil edilmesi
karsiliginda ise, sultan yeni bir islahat fermani irat edecekti. Bu
madde ve Karadeniz'in tarafsizliginin kabulü, savasin galibi
durumundaki Osmanlilardin aleyhine idi. Nitekim, Eflâk ve Bogdan'in
birlesmesi ve Sirbistan'a yönelik yeni haklar da Paris Antlasmasiyla
tescil edilmisti.
Henüz
Kirim Savasi sürerken, Viyana'da bir araya gelen Ingiltere, Fransa ve
Avusturya, Hristiyanlarla Müslümanlar arasindaki farkliliklarin her
alanda ortadan kaldirilmasini öngören bir fermani sultanin
yayimlamasini, baris için ön sart kosmuslardi. Paris Antlasmasi
müzakere edilirken, müttefiklerin bu istekleri I.Abdülmecit tarafindan
yerine getirildi ve Islahat Fermani ilân edildi (18 Subat 1856).
Tanzimat'la kabul edilen hususlarin esas alindigi bu fermanla,
Müslümanlarla Hristiyanlar arasinda esitlik saglandigi Avrupa'ya
garanti edilmis oluyordu. Ayrica iç hukuk alaninda ve ticaret
hukukunda da yenilikler getiriliyor, Ceza ve medenî hukukun bir
bölümü, dinî esaslardan arindiriliyordu. Aslinda Tanzimat süreciyle
baslayan bu degisiklikler, idari yapilanmada da kendisini
hissettirmistir. 1868'de Sura-yi Devlet ve Divan-i Ahkam-i Adliye
kurularak buralarda hem Hristiyanlar hem de Müslümanlar
görevlendirilmistir. Islahat Fermani ile getirilen düzenlemelerin
uygulanmasi daha çok I.Abdülaziz'in tahta çikmasi (1861-1876) ile
gerçeklesebilmistir.
Paris
Antlasmasina imza koyan devletler, anlasma maddesinde de yer aldigi
için Islahat Fermani'ni, Osmanli Devleti'ne müdahale etmede bir koz
olarak kullanmislardir. Nitekim Fransa, Dürzilerin Katolik Marunilere
saldirmasini bahane ederek Lübnan'a asker çikarmis ve 1871'e kadar
orada kalmistir. Karadag'da çikan bir anlasmazlik yine büyük
devletlerin araciligi ile halledilmistir (1862). Güçlü devletler
tarafindan tesvik ve tahrik edilen Balkanlardaki Hristiyan
topluluklari, çikardiklari isyanlar bastirilsa dahi, Osmanli
Devleti'nden yeni haklar elde etmeyi basaracaklardir. Örnegin Sirplar
ve Bulgarlar yeni haklar elde etmis, Eflâk ve Bogdan'in Romanya adi
altinda birlesmeleri kabul edilmistir. Muhtariyet haklari genisletilen
Misir'da, Ingiliz-Fransiz nüfuz mücadelesi kizismis, III. Napolyon'un
tesebbüsü üzerine, Abdülaziz istemedigi hâlde Süveys Kanali projesini
kabul etmek zorunda kalmis ve kanal 1869'da büyük bir törenle
açilmistir.
Avrupa
devletleri ve özellikle Rusya'nin kiskirttigi topluluklar,
bagimsizliklarini ilân etmek için harekete geçmekteydiler. 1866'da
Girit Isyani çikti. Yunanistan'a baglanmak amaciyla baslayan isyan
bastirilmasina ragmen, Avrupa devletleri araya girerek sultanin
Girit'e yeni bir statü vermesini sagladilar (1868). Rusya tarafindan
olusturulan komitalar vasitasiyla Bulgarlar ayaklandirildi. Onlara da
genis haklar verildi (1870). Fakat bununla yetinmeyen Bulgarlar, Bosna
ve Hersek'teki karisikliklarin ardindan yeniden ayaklandilar
(1875-76).
Bulgar
isyani sert biçimde bastirildi. Fakat bu sirada Genç Osmanlilar,
Abdülaziz'e baslattiklari muhalefeti, mücadeleye dönüstürdüler.
Nihayet Mithat Pasa'nin öncülügündeki yenilikçi idareciler Abdülaziz'i
tahttan indirerek yegeni V.Murat'i basa geçirdiler(30 Mayis 1876).
Ancak hastaligi sebebiyle üç ay sonra o da tahttan indirilerek,
Kanun-i Esasi'yi ilân edecegini beyan eden kardesi II.Abdülhamit
Osmanli tahtina çikarildi.
Bu
arada Rusya'nin Osmanli Devleti'ne baski kurmasini kendi menfaatine
aykiri gören Ingiltere, Balkanlardaki bunalimi görüsmesi için
Istanbul'da uluslar arasi bir konferans toplanmasini saglamisti.
Istanbul Konferans çalismalarini sürdürürken II.Abdülhamit
Mesrutiyet'i ilân etti (23 Aralik 1876). Kurulacak Meclis-i Mebusan'da
bütün topluluklar temsil edilebilecekti. Parlâmenter monarsi, Istanbul
Konferansi'nin toplanis sebebini tamamen ortadan kaldirmasina ragmen,
konferansa katilan devletler, Balkan topluluklarinin bagimsizliklarini
istediklerinden bir sonuca varilamadi. Osmanli Devleti'nin
çagrilmadigi Londra'da toplanan bir baska konferansta, büyük devletler
isteklerini tekrarladilar. Rusya, Osmanli Devleti'ne alinan kararlari
kabul ettirmek için savas ilân etti.(Nisan 1877). Tarihimizde "93
Harbi" diye bilinen 1877-1878 Osmanli Rus Harbi, askerî ve siyasî
bakimdan önemli sonuçlar dogurmustur.
Kanun-i
Esasi'nin kabulü ile açilan Genel Meclis, padisah tarafindan seçilen
Ayan Meclisi ve halk tarafindan seçilen Mebusan Meclisi'nden ibaretti.
Londra Konferansi'ndan önce çalismaya baslayan bu meclis, hükûmet
tarafindan sunulan teklif ve kanun tasarilarin karara baglayarak ilk
dönem çalismalarini tamamlamisti. Ancak 93 Harbi'nin sürdügü sikintili
zamanlarda meclisteki azinlik mebuslari çalismalari sekteye ugrattigi
gibi, bunalimin artmasini da sagliyorlardi. Nitekim Gazi Osman
Pasa'nin büyük bir kahramanlik göstererek 5 ay savundugu Plevne'yi
asan Ruslar, Yesilköy'e kadar ilerlemislerdi. Dogu'da ise ancak
Erzurum önlerinde durdurulmuslardi. Meclis savasin gidisatindan
hükûmeti ve padisahi sorumlu tutarak, siyasî tansiyonu
yükseltmekteydi. II. Abdülhamit, devletin ileri gelenleri ve bazi
mebuslarla yaptigi toplantidan bir sonuç alamayinca, Kanun-i Esasi'nin
kendisine verdigi yetkiyi kullanarak, etnik yapisinin karisikligi
sebebiyle çalismalari aksayan meclisi kapatti (14 Subat 1878). Bu I.Mesrutiyet'in
sonu demekti.
Berlin
Kongresi ve Balkanlardaki Gelismeler; Istanbul önlerine kadar gelmis
olan Rusya ile Yesilköy (Ayastefanos) Antlasmasi imzalandi (3 Mart
1878). Bu anlasmayla, sözde Osmanli'ya bagli Dobruca, Dogu Makedonya
ve Trakya'yi içine alan Büyük Bulgaristan Prensligi kuruluyor;
Romanya, Sirbistan ve Karadag bagimsizliklarina kavusuyordu. Ancak,
Rusya'nin genislemesinden rahatsizlik duyan Avrupa devletlerinin araya
girmesiyle bu anlasma hükümleri yürürlüge giremedi.
Ingiltere donanmasini harekete geçirdi. Osmanli Devleti ile yaptigi
bir anlasmayla Kibris'a yerlesti ( 4 Haziran 1878). Araya giren
Bismark, ülkesinde bir konferansa ev sahipligi yaparak hem muhtemel
bir savasi önlemek hem de Almanya'nin menfaatlerini korumak istiyordu.
Nitekim Osmanli Devleti, Ingiltere, Fransa, Avusturya, Almanya, Italya
ve Rusya'nin da katildigi Berlin Kongresi 13 Temmuz 1878'de imzalanan
bir anlasmayla son buldu. Bu anlasma, artik Rusya'nin yani sira, diger
devletlerin de parçalamaya çalistiklari Osmanli'dan, kendi paylarini
alma anlasmasiydi. Berlin ve Ayestafanos antlasmalarinda öngörüldügü
gibi, Sirbistan, Karadag ve Romanya'nin bagimsizligi onaylandi.
Bulgaristan üç bölüme ayrildi. Bulgaristan Prensligi haricinde
müstakil bir Dogu Rumeli eyaleti olusturuldu. Girit'in statüsüne
benzer bir statüyle Makedonya, Osmanli Devleti'nin elinde kaldi.
Yunanistan Tesalya ve Epir'in bir bölümünü aldi. Bosna-Hersek,
Avusturya tarafindan isgal edildi. Rusya, Kars, Ardahan ve Batum'a
sahip oldu. Berlin Kongresi, büyük devletlerin Osmanli Devleti'ni
paylasma ve ortadan kaldirma arzularinin bir neticesi idi. Balkanlarda
büyük devletlerin inisiyatifiyle ortaya çikan küçük devletçikler,
bölgede o dönemden günümüze kadar ulasan siyasî ve etnik çatismalarin
piyonlari olmaktan öteye gidemediler. Nitekim Avusturya'nin ve
Rusya'nin Balkanlarda nüfuzlarini artirmalari, Balkan Savaslari ve
I.Dünya Savasi'nin çikmasina yol açacaktir.
Berlin
Kongresi'nin sonuçlari kisa zamanda ortaya çikmaya baslamisti.
Balkanlardan bir pay alamayan Fransa, önceden nüfuz sahasina dahil
ettigi Cezayir ile Tunus arasindaki sinir problemini bahane ederek,
Tunus'u isgal etti (1881). Fransa ile Ingiltere arasinda çekismeye
sahne olan Misir'da, Hidiv Ismail Pasa'ya karsi baslatilan bir askerî
ayaklanma ile ortaya çikan durum Istanbul'da görüsülürken, Ingilizler
Iskenderiye'yi topa tuttu. Osmanlilarin karsi çikmalarina ragmen
Ingilizler Misir'i ele geçirdiler(1882). Bulgaristan Prensligi, Dogu
Rumeli'de çikan isyani degerlendirerek (1885), bölgeyi kontrolü altina
aldi. Osmanli Devleti Rusya'nin baskisi sonunda, Kircaali ve Rodop
disindaki Dogu Rumeli Valiligi'nin Bulgar Prensligi'nin idaresine
geçmesini kabul etmek zorunda kaldi (1886). Ikinci Mesrutiyet'in ilâni
sirasinda ise Bulgarlar bagimsizliklarini ilân ettiler (1908). Bulgar,
Yunan ve Arnavutlarin hak iddia ettigi Makedonya'da çikan olaylar
Osmanli kuvvetleri tarafindan bastirildi. Fakat, Rusya ve Avusturya
devreye girerek Osmanli hâkimiyetindeki Makedonya'da, ülkelerinden iki
gözlemcinin görev yapmasini sagladilar (1893). Megalo Idea adini
verdigi Bizans'i diriltme çabasindaki küçük Yunanistan, 1896'da çikan
isyani bahane ederek Girit'i ilhaka yeltendi (1896). Osmanlilar Dömeke
Meydan Savasi ile Yunanlilari büyük bir bozguna ugrattilar (1897).
Fakat Rusya ve Avrupa devletlerinin müdahalesi ile Istanbul'da
toplanan bir konferans ile Girit'te valiligine Yunan kralinin oglunun
getirildigi özerk bir yönetim kurulmasi, adanin fiilen Yunanistan'a
birakilmasi anlamina geliyordu.
93
Harbi'nden sonra sun'i bir Ermeni Meselesi ortaya çikarilmisti.
Osmanli Devleti'ne bagliliklari sebebiyle "millet-i sadika" olarak
adlandirilan Ermeniler, önceleri Dogu Anadolu'yu ele geçirmek isteyen
Rusya ve ardindan Ingiltere tarafindan kullanilmaya basladilar. Hinçak
ve Tasnak tedhis örgütlerini kurarak, Istanbul ve tasrada terör
yaratan bazi Ermeniler özellikle Ingilizler tarafindan
destekleniyorlardi. Dogu'da hiçbir zaman çogunluk olamayan Ermenilere
kurdurulacak bir devlet ile Rusya Akdeniz ve Orta Dogu'ya
sizabilecekti. Ingiliz himayesindeki bir Ermeni devleti ise aksine
bunu önleyebilirdi. Her iki tarafinda kullandigi Ermeniler 1889'dan
itibaren tedhise basladilar. Van, Erzurum ve Bitlis'te çikan olaylar
bastirildi. Ardindan baskentte Osmanli Bankasi'na kanli bir baskin
yaparak bankayi isgal ettiler. II.Abdülhamit'e yönelik bir suikast
tesebbüsünde bulundular. I.Dünya Savasi ve Istiklal Harbi yillarinda
da Ermeniler devlet aleyhine faaliyetlerini devam ettirmislerdir.
I.Mesrutiyet'in
kaldirilmasindan sonra II.Abdülhamit içte ve dista meydana gelen
olumsuz gelismelerin de etkisiyle, kati bir yönetim sergilemeye
baslamisti. Mesrutiyet taraftarlari da buna karsilik muhalefetlerinin
dozunu artirmislardi. Osmanlilik fikrinin temsilcisi olan Sadrazam
Midhat Pasa 1881'de ölüm cezasina çarptirilmis, sonra affedilerek,
Arabistan'a sürgüne gönderilmis ve 1883'te öldürülmüstü.
Ali
Suavi, Ziya Pasa ve Namik Kemal gibi kisiler de sultan tarafindan
bertaraf edilmislerdi. Ancak devletin içinde bulundugu güç durum
onlarin baslattigi muhalefetin güçlenerek büyümesine zemin
hazirlamaktaydi. Balkanlardaki çalkantilarin yani sira Osmanli Devleti
iktisadî açidan da çok zor durumda idi. Devlet iç ve dis borçlarini
kapatabilmek için batililarin elindeki Osmanli Bankasi ile malî bir
anlasma imzalamak zorunda kalmisti (1879 ve 1881). Buna göre banka
mali yardimlari karsiliginda, devletin bazi gelirlerini devraliyordu.
Ingiliz ve Fransizlarin kontrolünde bu maksatla kurulan Düyun-i
Umumîye Idaresi Osmanli ülkesini âdeta bir sömürge hâline
getirecektir.
Genç
Türkler veya Jön Türkler adi verilen ve yurt disinda ve içinde
faaliyet gösteren Mesrutiyet taraftarlari, Istanbul'da Ittihad-i
Osmani dernegini kurmuslar ve bu dernek 1894/95'te Ittihat ve Terakki
Cemiyeti adini almisti. Selanik'te Enver ve Niyazi Pasalar gibi
subaylarin da katilmasiyla güçlenen Ittihatçilar, Osmanli devletini
ancak Kanun-i Esasî'nin yeniden kabulünün kurtarabilecegini
düsünüyorlardi. Kolagasi Niyazi Bey ve ona katilan Enver Bey'in
Resne'de isyan ederek daga çikmalari ve Rumeli'de halk tarafindan
büyük bir destek bulmalari üzerine II.Abdülhamit anayasayi yürürlüge
koyarak II.Mesrutiyet'i ilân etti ((23 Temmuz 1908).
17
Aralik 1908'de meclis yeniden açildi. Yapilan seçimlerde Ittihat ve
Terakki Firkasi büyük bir basari saglamisti. Ancak bu gelismeler
esnasinda Bulgaristan bagimsizligini elde etmis ve Girit meclisi
Yunanistan'a ilhak karari almisti.
Isgal
altindaki Bosna Hersek ise Avusturya tarafindan fiilen ilhak edilmisti
(5 Ekim 1908) Millî bir politika izlemeyi amaçlayan Ittihatçilar,
olumsuz gelismelerin de etkisiyle gittikçe otoriter bir idare
olusturmaya baslamislardi. Bundan faydalanmak isteyen Mesrutiyet
aleyhtarlari, bazi Avrupa devletlerinin de kiskirtmasiyla isyan
ettiler. Istanbul'daki Avci Taburlari'nin 13 Nisan 1909'da
baslattiklari isyan sirasinda pek çok Ittihatçi öldürüldü. II.Abdülhamit
olaylari önleyemedi. Bunun üzerine Mahmut Sevket Pasa komutasindaki
ordu Selanik'ten yola çikti. Harekat Ordusu adi verilen bu ordunun
kurmay baskani Mustafa Kemal idi. Harekat Ordusu, kisa sürede duruma
hâkim olarak isyani bastirdi. Isyandan sorumlu tutulan II.Abdülhamit,
seyhülislâmdan alinan fetva ile meclis tarafindan tahttan indirildi
(27 Nisan 1909) ve kardesi V. Mehmet Resat yerine getirildi. V.Mehmed
(1909-1918) devlet idaresinde inisiyatifi Ittihatçi hükûmete
birakmisti. Yeni iktidar zamaninda da felâketler birbirini takip etti.
Osmanli Devleti hizla dagilma devrine girmekteydi.
Osmanlilarin iç isleri ve Balkanlardaki gelismelerle ugrasmasini
firsat bilen Italyanlar, Avusturya'nin Bosna-Hersek'i ilhak etmesi
(1908), Arnavutlarin isyani (1910) gibi olaylardan da cesaretlenerek,
pastadan pay alabilmek için Trablusgarp'a asker çikardi. (Eylül 1911).
Italyan donanmasi denizden, Ingilizler ise Misir'i ellerinde
bulundurdugundan karadan, Osmanlilarin bölgeye asker göndermesini
imkânsiz hâle getirmisti. Bu sebeple Osmanli hükûmeti gizlice Türk
subaylarini bölgeye göndererek mahallî bir direnisi örgütleme yolunu
seçmisti. Derne ve Tobruk'da Mustafa Kemal, Bingazi'de ise Enver Pasa
Italyanlara karsi büyük basarilar kazandi. Savasi kazanamayacagini
anlayan Italya, Osmanlilari barisa zorlamak için Oniki Ada'yi isgal
etti. Ancak bundan ziyade Balkanlarda baslayan savas Osmanlilarin
barisi imzalamaya zorladi. Usi Antlasmasi ile Italyanlar isgal
ettikleri yerleri muhafaza ettiler (1912)
Türk-Italyan
Savasi'nin basladigi sirada Balkan devletleri aralarindaki
anlasmazliklari bir tarafa birakarak, Osmanli Devleti'ne karsi bir
ittifak olusturdular. Rusya'nin mimarliginda gerçeklesen Bulgar-Sirp
ittifakina daha sonra Yunanistan ve Karadag da katildi (1912). Karadag
ile baslayan savasa 18 Ekimde diger Balkan devletleri de istirak etti.
Bu sirada Osmanli askerleri, subaylarin bir kisminin politik
çekismelerle mesgul olmasindan dolayi daginik bir hâldeydi. Bunun
sonucunda Balkan devletleri, Osmanlilar karsisinda kendilerinin de
beklemedigi bir zafer kazandilar. Yunanlilar Ege adalarini ele
geçirdiler. Sirplar Kumanova'da üstünlük sagladilar. Sirplarin denize
çikmalarini önlemek için Avusturya'nin destegi ile Arnavutluk
bagimsizligini ilan etti (28 Kasim 1912).
Bulgarlar ise Edirne'yi ele geçirerek Çatalca'ya kadar ilerlediler.
(19 Kasim 1912). 16 Aralikta Londra'da baslayan görüsmeler bir ara
iktidardan düsen Ittihatçilarin yeniden is basina gelmesi üzerine
kesilmisti. Nihayet Mayis ayinda Londra Antlasmasi imzalanarak
I.Balkan Savasi sona erdi. Gelibolu Yarimadasi hariç Trakya,
Bulgaristan'a verildi. Makedonya'nin büyük bir kismi Yunanistan ve
Sirbistan arasinda paylasildi. Özellikle Makedonya'nin paylasimi
Bulgarlari rahatsiz etmekteydi. Sirbistan ve Yunanistan, Bulgarlara
karsi ittifak olusturdu. Bu ittifaka Romanya da katildi. Bulgaristan
ile bu ittifak savasa girince, durumdan faydalanmak isteyen Osmanli
Devleti de Bulgar isgalindeki topraklari geri almak için harekete
geçti. Kirklareli ve Edirne kurtarildi. II.Balkan Savasi, taraflarin
imzaladigi Bükres Antlasmasi ile sona erdi (1913). Bulgaristan ile
imzalanan Istanbul Antlasmasi ile, Meriç nehri iki ülke arasinda sinir
oldu. Bulgaristan'daki Türklerin haklari belirlendi (29 Eylül 1913).
Yunanistan ile imzalanan Atina Antlasmasi ile ise Girit'in
Yunanistan'a birakilmasi kabul edildi (14 Kasim 1913). Büyük devletler
bu anlasmalardan sonra Çanakkale Bogazi yakinlarindaki Bozcaada ve
Imroz'u Osmanlilara geri verdiler. Balkan Savaslari, Balkanlardaki
Türk varliginin büyük bir kiyima ugramasina sebep olmustur. Yüz
binlerce Türk savaslar sirasinda ve sonrasinda aç ve yokluk içinde
buradan göç etmek zorunda kalmistir.
Sadrazam Mahmut Sevket Pasa'nin öldürülmesi ile (21 Haziran 1913),
Ittihat ve Terakki Firkasi, hükûmetin idaresini tamamen ellerine
geçirmisti. Enver, Talat ve Cemal Pasalar, Osmanli Devleti'nin iç ve
dis politikasini belirlemede en etkili nazirlardi. Balkan
savaslarindan sonra, ordu ve donanmayi güçlendirmek isteyen hükûmet,
Avrupa devletlerinden mühendisler ve askerî uzmanlar getirtmekteydi.
Osmanli Devleti, dis siyasetini de, dengeleri gözeterek yeniden
belirlemek ihtiyacini hissetmekteydi. Emperyalist devletler, nüfuz
alanlarini korumak veya genisletmek maksadiyla siyasî, askeriî ve
iktisadî açidan ittifaklar olusturmaktaydi. Ingiltere ve Fransa'ya
nazaran sömürgecilige geç baslayan Almanya, Afrika, Avrupa ve Orta
Dogu'da nüfuz sahasini genisletmek istiyor ve Osmanli Devleti'ne bu
maksatla yakin durmayi yegliyordu . Avusturya-Macaristan Imparatorlugu
da, Balkanlarda Panislâvizmi gerçeklestirmeye çalisan Rusya'ya karsi
Almanlarla is birligi içindeydi. Ingiltere ve Fransa tarafindan pay
edilmis Kuzey Afrika'da gözü olan Italya da bu ittifaka yakindi.
Dolayisiyla Almanya önderligindeki Üçlü Ittifak'in (Almanya,
Avusturya-Macaristan ve Italya) dogal rakibi, Ingiltere'nin
öncülügündeki Fransa ve Rusya'dan olusan Üçlü Itilâf (Anlasma)
devletleri idi. Avusturya-Macaristan Veliahti Ferdinand'in, Sirbistan
ziyareti esnasinda bir Sirp tarafindan öldürülmesi (28 Haziran 1914),
bu iki cepheyi sicak savasa sokmaya yetti.
Daha
sonra Romanya, Japonya ve ABD Itilaf Devletleri, Bulgaristan ve
Osmanli Devleti ise Ittifak devletleri safinda bu savasa girdiler.
Osmanli
Devleti savastan önce Ingiltere ve Fransa'ya yakin bir politika
izlemek istedi. Ancak hem hükûmet ve halk içerisindeki tepkiler hem de
Itilaf Devletleri'nin buna sicak bakmamasi, Osmanlilari Almanya'ya
yanastirmaktaydi. Özellikle Enver ve Talat Pasalar, Osmanli
Devleti'nin yeniden silkinmesi ve kaybettikleri topraklari
kazanabilmesi için Almanya'nin yaninda yer almayi uygun buluyorlardi.
Hükûmet baslangiçta tarafsiz kalmayi tercih etmisti. Almanlarin II.Abdülhamit
devrinden itibaren Osmanli Devleti'nin yenilesme çabalarina katkida
bulunmasi ve bu maksatla gönderdikleri askerî ve sivil uzmanlarin
varligi, Itilaf Devletleri'nin, Osmanli Devleti'nin tarafsiz
kalamayacagi süphesini artiriyordu. Bu tutum, dolayisiyla Almanya
yanlilarinin tezini kuvvetlendirmekteydi. Enver ve Talat Pasa'nin
öncülük ettigi bu grup, Almanlarin yaninda savasa girmekle, Kafkaslar,
Balkanlar ve Ege'de kaybedilen topraklarin geri alinabilecegi ve
Osmanli Devleti'ni nefes alamaz hâle getiren kapitülâsyonlar ve
düyun-i umumîden kurtulunabilecegini öne sürmekteydiler. Nitekim
Almanya'ya ait Goben ve Breslav zirhlilarinin Türk bayragi çekilerek,
Rus limanlarini bombalamasi, Osmanli Devleti'nin Almanya safinda
savasa girmesine vesile olacaktir (1 Kasim 1914).
Osmanli
Devleti I.Dünya Savasi'nda tam yedi cephede mücadele etti; Kafkasya,
Kanal, Hicaz ve Yemen, Irak, Suriye ve Filistin, Galiçya ve Çanakkale.
Bütün cephelerde Osmanli askerleri büyük bir kahramanlik örnegi
gösterdiler. Ancak, yedi cephede birden savasi sürdürmek, zor sartlar
içerisinde bulunan Osmanli Devleti için çok güçtü. Enver Pasa'nin
kumanda ettigi Kafkas Cephesi'nde Osmanlilar büyük zayiat verdiler.
Dogu Anadolu ve Trabzon düstü. Kanal (Süveys) cephesinde ise Cemal
Pasa, Fransiz ve Ingilizlere basariyla direndi. Hicaz ve Yemen'deki
Osmanli birlikleri, destek görmemelerine ragmen, kutsal yerleri
korumak ugruna, harbin sonuna kadar Serif Hüseyin ve Ingilizlere karsi
koydular. Basra'ya çikan Ingilizler Kuttü'l-Amare'de büyük bir bozguna
ugradilar. Komutanlari General Townshend esir edildi (29 Nisan 1916)
Ancak, 1918'de yeni birliklerle saldiran Ingilizler, ihanet eden Arap
kabilelerinin de yardimiyla Basra'da oldugu gibi, Suriye'de de
saldirilarini artirdilar. M.Kemal, Halep'te bir savunma hatti
olusturdu. Galiçya, Makedonya ve Romanya'da Osmanli birlikleri,
Avusturya ve Bulgaristan'a yardimci olmak için büyük bir özveriyle
savastilar. Türkler, en büyük direnmeyi Çanakkale'de gösterdiler.
Itilaf Devletleri 19 Subat 1915'den itibaren muazzam bir donanma ve
yüz binlerce askerle saldiriya geçtiler. 18 Mart'ta Itilaf donanmasina
ait pek çok gemi batirildi. Ardindan Gelibolu Yarimadasi'ndaki Settü'l-Bahir
ve Ariburnu'na asker çikararak, karadan da saldiriya geçtiler. Anzak
ve Hint birliklerinin de katildigi kara savaslari, tam bir ölüm kalim
savasi oldu. M.Kemal'in de büyük bir askerî deha olarak ortaya çiktigi
bu savunma karsisinda Itilaf Devletleri geri çekilmek zorunda kaldi.
Bütün
dünyaya ögretilen "Çanakkale Geçilmez" sözü, 250 bin Türk evlâdinin
sehit kaniyla yazilan bir büyük destan oldu. Itilaf Devletlerinin
Çanakkale bozgunu, Rusya'nin yardim alma ümitlerini suya düsürmüs ve
bunun neticesinde gerçeklesen Bolsevik Ihtilâli, Çarlik Rusyasi'nin
sonu olmustur. Rusya'nin savastan çekilmesi üzerine 7 Aralik 1917'de
imzalanan anlasmayla Dogu cephesinde Türk-Rus Savasi sona ermistir.
Osmanli
Devleti, I.Dünya Savasi'nda yedi düvele karsi muhtesem bir mücadele
sergilemistir. Ancak 29 Eylül 1918'de Bulgaristan'in teslim olmasi
Osmanlilar ile Almanya arasindaki irtibatin kesilmesine yol açmistir.
Müttefiklerinin savastan yenik ayrilmasiyla birlikte Osmanlilar da
ateskes anlasmasini imzalamak durumunda kalmislardir. Ittihat ve
Terakki Firkasi'nin hükûmetten çekilmesinin ardindan kurulan Ahmet
Izzet Pasa baskanligindaki hükûmet, Bahriye Naziri Rauf Bey
baskanligindaki bir heyeti Limni'nin Mondros limanina göndermis ve
Mondros Ateskes Anlasmasi'nin imzalanmasiyla (30 Ekim 1918),
Osmanlilar resmen savastan çekilmislerdir. Ateskes anlasmasiyla Itilaf
Devletleri, Osmanli ülkesini isgal etme hakkini elde etmislerdir. Bu
durum, Osmanli Devleti'nin fiilen paylasilmasi demekti.
Nitekim, Ingiliz, Fransiz, Italyan birlikleri bu anlasmaya dayanarak
Anadolu'da isgallere baslamislar, Asirlarca Osmanlinin hâkimiyetinde
yasayan Yunanlilar da, agabeylerinin müsaadesiyle Izmir'e asker
çikarmislardir (15 Mayis 1919). Isgallere karsi Anadolu Türk'ünde
büyük bir infial yaratmis ve 19 Mayis 1919'da Mustafa Kemal Pasa'nin
Samsun'a çikmasiyla, düsmana karsi "Milli Mücadele" baslamistir.
Itilaf Devletlerinin Sevr Anlasmasi'ni Istanbul hükûmetine imzalatmasi
(10 Agustos 1920), Milli Mücadele'nin güçlenmesinden endise eden
düsmanlarin bir an önce Türk millî varligini ortadan kaldirmayi
amaçlamalarindan baska bir sey degildi. Fakat bu anlasma hükümleri
hiçbir zaman uygulanamadi. Ankara'da açilan Milli Meclis'in iradesi,
Mustafa Kemal ve arkadaslarinin büyük ve onurlu mücadelesi bu oyunlari
bozdu. Istiklâl Harbi'ni kazanilmasiyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti
kurulmus oldu. Yeni Türk devleti "Millî Hâkimiyet" ilkesinin tabii bir
neticesi olarak 1 Kasim 1922'de saltanati kaldirdi. Dolayisiyla bu
tarih 622 yil devam eden Osmanli Devleti'nin de resmen sonu oluyordu.
|