| |
A. DEVLET VE MEMLEKET YÖNETİMİ
1. Merkez Yönetimi
Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren merkeziyetçi ve mutlak bir idare ile
yönetilmekteydi. 1876'da ise Kanuni Esasi (anayasa) hazırlanıp meşrutiyet
yönetimine geçilmiştir. Halk kısmen yönetime katılma hakkını elde etmiştir.
Osmanlı Devleti'nde egemenlik hakkı emirleri kanun sayılan hükümdara aitti.
Hükümdarlar ülkeyi keyfi bir şekilde değil; kanunlara, töreye ve İslami
kurallara göre yönetirler, önemli devlet adamlarına da danışırlardı. Ancak
son söz yine padişaha aitti.
Hükümdarlar bey, gazi, hünkar, sultan, han, padişah gibi unvanlar
kullanırlardı. Para bastırmak, hutbe okutmak hükümdarlık alametleriydi.
Hükümdarlar başkentte otururlardı. Ülkeyi yönetmek, orduya komuta etmek,
savaş ve barışa karar vermek, önemli devlet adamlarını atamak, gerektiğinde
Divanıhümayun toplantılarına başkanlık etmek hükümdarın görevleri
arasındaydı.
Hükümdarlık hakkı hanedana mensup bütün şehzadelere tanınmıştı. Ancak
genelde babadan oğula geçerdi. Bu nedenle şehzadelerin yetişmesine önem
verilirdi. Şehzade ya da çelebi denilen padişah çocukları lala denilen
deneyimli hocalar gözetiminde küçük yaşta sancaklara vali olarak
atanırlardı.
Böylece hükümdar adaylarının yönetimde tecrübe kazanması, halkı ve devlet
kurumlarını tanıması sağlanırdı. I. Ahmet döneminde bu durum kaldırıldı.
Yine I. Ahmet döneminde akıllı olmak şartıyla en yaşlı şehzadenin hükümdar
olması kural haline geldi. Bununla taht kavgalarının ve şehzadelerin
öldürülmesinin engellenmesi amaçlandı. Ancak bu durum şehzadelerin yönetim
deneyimi kazanma imkanını ortadan kaldırdı.
Divanıhümayun: Osmanlı Devleti'nde yönetim, askerlik, maliye adalet gibi
önemli konular Divanıhümayun adı verilen bir kurulda görüşülürdü. Orhan Bey
zamanında oluşturulan Divanıhümayun toplantılarına başlangıçta padişahlar
başkanlık ederlerdi. Fatih zamanında Divan toplantılarının başkanlığı
veziriazamlara bırakıldı. Divanıhümayun yaptığı işler bakımından bugünkü
Bakanlar Kurulu'na benzerdi. Yalnız aldığı kararlar padişah tarafından
onaylanırsa yürürlüğe girdiğinden bir danışma meclisi özelliği gösterirdi.
Ayrıca Divanıhümayun önemli davalara da baktığından yüksek yargı organı gibi
de çalışırdı. Divanıhümayun toplantılarına veziriazam, vezirler, kazasker,
defterdar ve nişancı katılırdı. Gerekli durumlarda kaptanıderya ve
şeyhülislam da toplantılara katılırdı.
Veziriazam (Sadrazam): Padişahın vekili sayılırdı. Önemli devlet adamlarını
atamak ya da görevden almak, padişah katılmadığı zamanlarda orduya komuta
etmek, Divanıhümayun toplantılarını yönetmek başlıca görevleriydi.
Vezirler: Bilgili ve yetenekli devlet adamları arasından seçilirler,
veziriazamın verdiği görevleri yaparlardı. Bugünkü devlet bakanlarına
benzerdi.
Kazaskerler: Divanda büyük davalara ve askeri davalara bakarlar, kadı ve
müderrislerin (medrese hocaları) atama ve görevden alma işlerini yaparlardı.
Bugünkü Milli Eğitim ve Adalet Bakanlığı’nın görevlerini yaparlardı.
Defterdarlar: Devletin bütün gelir ve giderlerinden sorumluydular. Bugünkü
Maliye Bakanı’nın görevlerini yapardı.
Nişancı: Kanunları iyi bilir, gerektiği zamanlarda Divanda açıklamalarda
bulunurdu. Padişah fermanlarına ve mektuplara padişahın tuğrasını (imzasını)
çekerdi. Ayrıca fethedilen toprakları tapu defterlerine kaydeder,
dirliklerin dağıtımını yapardı.
Şeyhülislam: Divanıhümayun’da alınan kararların İslamiyet'e uygun olup
olmadığına dair fetva verirdi.
Kaptanıderya: Donanma komutanıydı. İstanbul'da olduğu zamanlarda Divan
toplantılarına katılır, donanma ve tersaneler hakkında bilgi verirdi.
19. yüzyılda II. Mahmut tarafından Divanıhümayun kaldırıldı. Yerine bugünkü
anlamda bakanlıklar diyebileceğimiz nazırlıklar kuruldu. Bunlara danışmanlık
yapmak üzere adli, idari ve askeri danışma meclisleri oluşturuldu. I.
Meşrutiyetin ilanıyla da Âyan ve Mebuslar Meclisi oluşturuldu.
2. Ülke (Taşra) Yönetimi
Osmanlı Devleti'nde başkentin dışındaki yerlere taşra denirdi. Ülke
beylerbeyilerin yönettiği eyaletlere ayrılmıştı. Ülke sınırları genişledikçe
eyalet sayısı da artmıştır. Eyaletler idare bakımından üçe ayrılmıştı.
Bunlar;
Merkeze Bağlı Eyaletler: Anadolu ve Rumeli eyaletleri idi. Bu eyaletlerin
başında beylerbeyi bulunurdu. Eyaletler sancakbeyi tarafından yönetilen
sancaklara, sancaklar da kazalara ayrılmıştı. Kazalarda belediye ve adalet
işlerine kadı, askerlik işlerine subaşılar bakardı. Kazalar da nahiye ve
köylere ayrılmıştı.
Özel Yönetimli Eyaletler: (Trablusgarp, Mısır, Tunus vb.)
İmtiyazlı Eyaletler: (Kırım, Eflak, Boğdan, Erdel gibi)
19. yüzyılda eyalet yönetiminde değişiklikler oldu. II. Mahmut zamanında
bugünkü il sistemine benzer bir yönetim kuruldu.
3. Toprak Yönetimi
Devlete Ait Topraklar (Miri Arazi); Osmanlılarda fethedilen topraklar
devletin malı sayılırdı. Bu topraklar tapu defterlerine kaydedilir, yıllık
gelirine göre sınıflandırılırdı. Toprağı kullanma hakkı üzerinde yaşayan
halka verilmişti. Halk bu toprağı istediği gibi ekip biçerdi. Toprağını iyi
ekip biçmeyen ya da üst üste üç yıl boş bırakanlardan topraklar geri alınır,
başkasına verilirdi. Böylece tarımda üretimin sürekliliği sağlanırdı.
Devlete ait toprakların önemli bir kısmını dirlik toprakları oluştururdu. Bu
topraklarda yaşayanlar devletin kiracısı olarak kabul edilirlerdi. Bu
nedenlede topraktan elde ettikleri gelirin bir kısmını devletin gösterdiği
kişilere vergi olarak verirlerdi. Bu kişiler asker ya da memur olabilirdi.
Bunlar devletten maaş almazlar, elde ettikleri bu gelirle geçinirlerdi.
Dirlikler yıllık gelirine göre has, zeamet ve tımar olarak üçe ayrılırdı.
Has; veziriazam, vezirler, beylerbeyi gibi büyük devlet adamlarına
verilirdi. Zeamet; kadı, subaşı gibi orta dereceli memur ve askerlere
verilirdi. Tımar ise; savaşta yararlık gösteren askerlere ve bazı küçük
devlet memurlarına verilirdi.
Dirlik sahipleri topladıkları vergilerle hem kendi geçimlerini sağlarlar,
hem de gelirlerine göre atlı asker beslerlerdi. Bunlara tımarlı askerler
denirdi. Bu askerler barış zamanında asayiş ve güvenliği sağlar, üretimin
sürekliliğini denetler, bir savaş zamanında da subaşı ve sancakbeylerinin
komutasında sefere çıkarlardı.
Devlete ait topraklardan sınır boylarındaki akıncılara verilenlere yurtluk,
kale muhafızları ve tersane giderlerine ayrılanlara ocaklık denirdi. Geliri
doğrudan hazineye aktarılan topraklara mukataa denirdi.
Vakıf Toprakları: Bu toprakların gelirleri cami, medrese, kervansaray,
aşevi, hastane gibi sosyal kurumların giderlerine harcanırdı. Bu topraklar
satılamaz, miras bırakılamazdı. Devlet bu topraklardan vergi almazdı.
Mülk Topraklar: Genelde padişah tarafından kişilere mülk olarak verilen
topraklardı. Bu toprak sahipleri topraklarını istedikleri gibi kullanırlar,
miras bırakabilirler, isterlerse satabilirlerdi.
18. yüzyılda tımar sistemi bozuldu. Bu durum ordu ve maliyeyi olumsuz yönde
etkiledi. 1858'de çıkarılan arazi kanunnamesi ile uzun süre bir toprağı
kullananlar toprağın sahibi sayıldı.
4. Maliye
Osmanlı Devleti'nde maliyenin başında defterdar bulunuyordu. Osmanlı
hazinesinin başlıca gelir kaynakları; Müslüman halktan alınan öşür vergisi
ile Müslüman olmayan halktan alınan haraç ve cizye vergileri, Gümrük, maden,
orman ve tuzla gelirleri, Savaşlarda elde edilen ganimetlerin beşte biri,
Bağlı beyliklerden ve yabancı devletlerden alınan vergi ve hediyelerdir.
18. yüzyıldan itibaren savaş ganimetleri ile bağlı beyliklerin ödediği
vergiler ortadan kalkmıştır. Ayrıca kapitülasyonlar nedeniyle gümrük
gelirleri de azalmıştır.
Osmanlılarda ilk parayı Osman Bey bastırmıştır. Fatih'e gelinceye kadar
Osmanlı paraları gümüş akçe iken Fatih zamanında ilk kez altın para
bastırılmıştır.
18. yüzyılda maliye bozulmuştur. Kaybedilen savaşlar, ödenen ağır savaş
tazminatları, kapitülasyonlar ve Sanayi İnkılâbı bunda etkili olmuştur.
Osmanlı Devleti ilk kez Kırım Savaşı sırasında Avrupalı devletlerden borç
almıştır (1854). Ancak bir süre sonra alınan borçların faizleri bile
ödenemez olmuş, Osmanlı maliyesi iflâs etmiştir. Avrupa devletleri,
alacaklarını tahsil edebilmek için “Düyun-u Umumiye” adı verilen Genel
Borçlar İdaresi'ni kurmuşlar (1881) Devletin önemli vergi gelirlerine el
koymuşlardır.
5. Ordu ve Donanma
Orhan Bey zamanında özellikle kuşatmalarının sürdürülebilmesi için Yaya ve
Müsellem (atlı) adıyla ilk düzenli ordu kurulmuştur. l. Murat devrinde
“kapıkulu ordusu” kuruldu.
Osmanlı kara ordusu Yükselme Dönemi'nde dünyanın en güçlü ordusu
durumundaydı. Bu dönemde kara ordusu; kapıkulu askerleri, eyalet askerleri
ve yardımcı kuvvetler olmak üzere üç ana bölüme ayrılmıştır.
Kapıkulu Askerleri
Bunlar doğrudan padişaha bağlı ve üç ayda bir maaş (ulufe) alan askerler
olup ayrı bir kanunla özel olarak yetiştirilirlerdi. Barış zamanında
İstanbul ve çevresinde oturur, buraların güvenliğini sağlarlardı. Savaş
zamanında da ordunun merkezinde yer alırlardı. Kapıkulu askerleri Piyade
(yaya) ve Süvari (atlı) olmak üzere ikiye ayrılırlardı.
Kapıkulu Piyadeleri: Acemi Oğlanlar, Yeniçeriler, Topçular, Humbaracılar
Cebeciler ve Lağımcılardan oluşurdu.
Kapıkulu Süvarileri: Bunların tamamı atlı olup savaş sırasında padişahı,
hazineyi ve ordunun ağırlıklarını korurlardı altı bölükten oluşurdu.
Eyalet Askerleri: Bunların başında Tımarlı askerler gelirdi. Bunlar merkeze
bağlı eyaletlerde dirlik sahiplerinin besledikleri atlı askerlerdir. Bu
sınıf tamamen Türklerden oluşup, kuruluş ve yükseliş devirlerinde Osmanlı
ordusunun asıl askerî gücünü oluşturmuştur. Tımarlı sipahiler, barış
zamanında bulundukları yerlerin güvenliklerini sağlar, savaş zamanında ise
savaşa katılırlardı.
Akıncılar: Sınır boylarında otururlardı. sınırları korumak, düşman
topraklarına akınlar düzenlemek, orduya rehberlik etmek ve düşman hakkında
istihbarat bilgileri toplamak başlıca görevleriydi.
Yardımcı Kuvvetler
Kırım, Eflak, Erdel, Boğdan gibi Bağlı beylik ve eyalet askerlerinden
oluşurdu.
Donanma
Osmanlı Devleti'nde ilk denizcilik faaliyetleri Orhan Bey devrinde Karesi
Beyliği'nin alınmasıyla başlamıştır. İlk Osmanlı tersanesi Yıldırım Bayezid
devrinde Gelibolu'da kurulmuştur. Osmanlı denizciliği Fatih zamanında büyük
gelişmeler göstermiş, Kanuni zamanında ise altın çağını yaşamıştır. Bu
dönemde Osmanlı donanması tüm Avrupa donanmasıyla baş edebilecek güçte idi.
Barbaros Hayreddin, Piri Reis, Burak Reis, Turgut Reis, Seydi Ali Reis,
Kemal Reis Yükselme Dönemi'nin ünlü denizcileridir.
B. HUKUK SİSTEMİ - SOSYAL ve EKONOMİK HAYAT
Hukuk
Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren adalete büyük önem vermiştir. Din dil
ırk ayırımı yapılmamış, herkes kanun önünde eşit sayılmıştır. 19. yüzyıla
kadar kaynağı İslamiyet olan Şeri hukuk ile kaynağı Türk töresi olan Örfî
hukuk kuralları uygulanmıştır. Osmanlılarda eyaletlerdeki davalara kadılar
bakardı. Yüksek devlet görevlileri ile askeri davalara ise kazaskerler
bakardı. Yargı tam anlamıyla bağımsızdı. Kadıların verdiği kararlardan
memnun kalmayanların davalarına kazaskerler tarafından divanda bakılırdı.
Müslüman olmayanların davaları (ceza davaları hariç) kendi din kurallarına
göre kendi kilise veya havralarında çözümlenirdi.
Fatih zamanında hukuk kuralları “Kanunname-i Âli Osman” adıyla yazılı hale
getirilmiştir. Bu kanunlara Kanuni zamanında eklemeler yapılmıştır. 19.
yy'da Avrupa hukuk kurallarına benzer yeni hukuk kuralları yapılmıştır.
1876'da ilk Türk anayasası olan Kanun-i Esasi hazırlanmıştır. Bütün bunların
dışında azınlıklar için de ayrı hukuk kuralları yapılmıştır. Bu durum hukuk
kargaşasına yol açmıştır.
Sosyal Hayat
Osmanlı Devleti'nde halk siyasî bakımdan; yönetenler (askerîler) ve
yönetilenler (reaya) olarak ikiye ayrılabilir. Dinî bakımdan; Müslümanlar ve
Gayrimüslimler olarak (Hristiyan ve Musevî) ikiye ayrılırlar. Ekonomik
faaliyetler bakımından ise; çiftçiler, esnaflar, tüccarlar ve göçebeler
olarak dörde ayrılabilir. Osmanlı Devleti'nde sosyal açıdan tam bir özgürlük
vardı. Müslüman olmayan halk kendi geleneklerine göre yaşardı. Ancak herkes
devletin koyduğu kurallara uymak zorundaydı.
Ekonomik Hayat
Osmanlılarda ekonominin temelini tarım, hayvancılık ve ticaret oluştururdu.
Devlet bu alanlardaki gelişmeleri desteklerdi. Özellikle tarımın gelişmesine
önem verilirdi. Tımar sistemi tarımın gelişmesine önemli bir katkı
sağlamıştır. Osmanlılar ticarete de büyük önem vermiştir. Ticaretin
gelişmesi için yollar üzerinde hanlar, kervansaraylar yapılarak hem
tüccarların rahat etmesi amaçlanmış, hem de yolların güvenliği sağlanmıştır.
Osmanlı Devleti'nde el işçiliği (zenaat) gelişmiştir. Denizli'nin
dokumaları, Bilecik'in kadifeleri, Diyarbakır'ın ipekli kumaşları ünlü idi.
Silah ve cephane Edirne'de imal edilirdi.
18. yy'da Sanayi İnkılabı'ndan sonra Avrupalı tüccarlar ürettikleri malları
kapitülasyonların sağladığı imkanlardan yararlanarak Osmanlı pazarlarına
satmaya başladılar. Bu durum Osmanlı sanayisini ve ekonomisini çökertmiştir.
C. EĞİTİM, ÖĞRETİM, BİLİM ve SANAT
1. Eğitim ve Öğretim
Medreseler: Osmanlı Devleti'nde en önemli eğitim kurumlarıydı. İlk, orta ve
yüksek öğreniminin verildiği kurumlardır. Buralarda ders veren hocalara
“Müderris” denirdi. En önemli medreseler Fatih ve Süleymaniye
Medreseleridir. İlk Osmanlı medresesi Orhan Bey zamanında İznik'te
açılmıştır. Medreselerde hem Kur'an, hadis, fıkıh gibi dini ilimler, hem de
matematik, astronomi, tıp, felsefe gibi pozitif bilimler okutulurdu
Enderun Mektebi: Devlet memuru yetiştiren bir tür saray okulu idi.
Bunların dışında 18. yüzyıldan itibaren eğitim ve öğretimde önemli
değişiklikler yapılmış, pek çok askeri, sivil ve teknik okul açılmıştır. 19.
yüzyılda eğitim - öğretime verilen önem artmış, rüştiyeler (ortaokul),
idadiler (lise) ve Darülfünun (üniversite) açılmıştır. Ayrıca azınlıklara ve
yabancılara da okul açma izni verilmiştir. Ancak devlet eğitim kurumları
üzerinde denetim kuramamış, bu durum eğitim karmaşasına yol açmıştır.
2. Bilim, Sanat, Mimari
Bilim: Osmanlı padişahları, bilim adamları ve sanatçıları koruyup
desteklemişlerdir. Kuruluş Devri'nde Suriye ve Mısır medreselerine öğrenci
gönderilirken Yükseliş Dönemi'nde Türkistan, Mısır, Suriye ve İran'dan bilim
adamı ve öğrenciler gelmiştir. Bunlar arasında en ünlüsü Fatih zamanında
Türkistan'dan gelen, astronomi ve matematik bilgini Ali Kuşçu’dur. Piri Reis
Denizcilik ve harita alnında eserler vermiştir. Evliya Çelebi ve Kâtip
Çelebi seyahatname yazmışlardır. 17. yüzyıldan itibaren Osmanlılardaki
bilimsel çalışmalar gerilemiştir.
Sanat ve Mimari: Osmanlılarda en çok gelişen sanat dalı mimari idi. Mimaride
cami ve türbe gibi dini yapıların yanında, medrese, aşevi, hastahane, köprü,
kervansaray, saray gibi eğitim, sağlık, askeri, ticari ve sosyal amaçlı
yapılar da yapılmıştır.
18. ve 19. yüzyıllarda mimaride Avrupa'nın etkisi görülmüştür. Dolmabahçe
Sarayı ile Yıldız Sarayı en önemlileridir. Osmanlılarda minyatür, çinicilik,
hattatlık, oymacılık, nakkaşlık, ciltçilik de önemli sanat dalları arasında
yerini almıştır. Resim ve heykelin İslamiyet'te yasak olması, bu alandaki
gelişmeleri engellemiştir.
3. Yazı, Dil ve Edebiyat
Osmanlılar Arap alfabesini kullanmışlardır. Resmi dil Türkçedir. Türkçeye,
Arapça ve Farsça birçok kelimenin katılmasıyla Osmanlıca ortaya çıkmıştır.
Osmanlılar edebiyata da önem vermiştir. Karacoğlan, Köroğlu, Dadaloğlu gibi
halk ozanları yetişmiştir. Saray ve çevresinde yaygın olan Divan
edebiyatının en önemli temsilcileri Nedim ve Fuzuli'dir. 19. yüzyılda Avrupa
edebiyatı Osmanlı toplumunu da etkilemiştir. Bu dönemde Namık Kemal, Şinasi,
Ziya Paşa gibi edebiyatçılar yetişmiştir. |