| |
A. Anlam Bakımından Sözcükler
1. Gerçek Anlam (Temel
Anlam)
2. Yan Anlam
3. Mecaz Anlam
4. Deyim Anlam
5. Terim Anlam
6. Argo Anlam
7. Soyut Anlam
8. Somut Anlam
9. Genel ve Özel Anlam
B. Sözcükler Arasındaki Anlam İlişkileri
1. Eş Anlamlı Sözcükler
2. Yakın Anlamlı Sözcükler
3. Zıt Anlamlı Sözcükler
4. Eş Sesli Sözcükler
5. İkilemeler
6. Yansımalar
7. Atasözleri
8. Dolaylama
9. Anlam Genişlemesi
10. Anlam Daralması
11. Anlam İyileşmesi
12. Anlam Kötülemesi
13. Güzel
Adlandırma
SÖZCÜK (KELİME)
Cümlenin anlamlı en küçük
birimlerine ya da tek başına anlamı olmadığı hâlde cümle içinde anlam
kazanan anlatım birimlerine kelime denir. Kelime, insanlar arasında
anlaşmayı sağlayan dilin anlamlı en küçük parçasıdır. Kelimelerin belirli
bir düzen içerisinde bir araya getirilmesiyle anlaşma sağlanır.
SÖZCÜKTE ANLAM
Kelimeler de dil gibi
canlı varlıklardır. Sahip oldukları anlamların dışında zamanla yeni anlamlar
kazanabildikleri gibi bir anlamda birkaç kelime de kullanılabilir. Bu
özellikler hem kelimenin kendisine ait olabilir, hem de diğer kelimelerle
olan anlam ilişkisini gösterebilir. Burada kelimelerin anlam özelliklerinin
yanı sıra kelimeler arasındaki anlam ilişkileri de karşımıza çıkmaktadır.
Kelimeler tek başlarına anlamlı olabildikleri gibi cümlede veya söz içinde
kullanılışlarına göre yeni anlamlar da kazanabilirler, aralarında
anlamdaşlık sesteşlik gibi ilişkiler de barındırabilirler.
Anlam bakımından kelimeler ve
kelimeler arasındaki anlam ilişkileri şunlardır:
A. ANLAM BAKIMINDAN SÖZCÜKLER
Kelimelerin taşıdıkları
anlamları maddeler hâlinde sıralayalım.
1. GERÇEK ANLAM (TEMEL ANLAM)
Kelimelerin taşıdıkları
ilk ve genel anlama gerçek anlam denir. Kelimelerin sözlükteki ilk
anlamıdır. Kelimenin gerçek anlamı, herkesçe bilinen yaygın anlamıdır. Buna
"temel anlam" da denir.
Meselâ, “ağız” dendiğinde
akla ilk gelen, organ adıdır. “göz” kelimesi de öyle.
Soğuktan su boruları
patlamış.
Ayağında
eski bir spor ayakkabı var.
Biraz sonra toprak bir
yola girdik.
Kanadı
kırık bir martı gördüm.
Soğuk sudan boğazı
şişmişti.
Yataktan kalkarken
başımı duvara çarptım.
Dün gece erken
yattım.
Sıcak
çorbayı içince rahatladım.
Dolaptan temiz
elbiselerini çıkardı.
Ahmet’in burnu iyi
koku alır.
Ağzında
yaralar oluşmuştu.
Elini
hırsla masaya vurdu.
İri hantal gövdesini
zorlukla sürüklüyor gibiydi.
Gölün kıyılarını yapraksız,
bodur ağaçlar kuşatmıştı.
2. YAN ANLAM
Temel anlamıyla
bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir.
Sözcüğün gerçek anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık
taşıyan yeni anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur. Bir sözcüğün yan
anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili
olmaktadır.
Meselâ “göz” dendiğinde
akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Ama “iğnenin
gözü”, “çantanın gözü”, masanın gözü” tamlamalarındaki anlamlar benzetme
yoluyla kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir.
Meselâ, “düşmek”
kelimesi “Meyveler tek tek yere düştü” cümlesinde temel anlamda; “Çocuğun
pantolonu düşüyordu”, “Bu yılın ilk karı düştü” ve “Kavakların gölgesi
yola düştü” cümlelerinde yan anlamdadır.
Beşiktaş sırtlarına
ağaç dikiyorlar. (arka taraf)
Gülün tomurcukları
sabahleyin patlamış.
Uçağın kanadı
havada parçalanmış.
Başı
kırık bir çiviyi sökmeye uğraşıyor.
Bu dalda başarılı
olabileceğimi sanıyorum.
Köprünün ayağına
bomba koymuşlar.
Şişeyi boğazına
kadar doldurdu.
Kapının kolunu
kırınca babamdan azar işittim.
Benim yetiştirdiğim
öğrenciler daha başarılı.
Yokuşun başına
kadar koştuk.
Somutlaşma ve
soyutlaşma: Dilimizde kelimeler sadece bir anlamda kullanılamaz. Yani bir
kelime birden fazla yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir. Onun
için somutlaşma ve soyutlaşma, dilimizdeki kelimeler için her zaman
mümkündür. Somut anlamıyla “geçilen yer” demek olan “yol” kelimesi
“yöntem, metot” anlamına gelerek soyutlaşmıştır.
Yakıştırmaca: Kendi adı
olmayan ya da adı olduğu hâlde bilinmeyen varlıklar çeşitli özellikleri
nedeniyle uygun olan kelimelerle adlandırılır. Buna yakıştırmaca denir.
Uçağın kanadı, masanın gözü, ayakkabının burnu vb
3. MECAZ ANLAM
Bir sözcüğün gerçek
anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama
mecaz anlam
denir. Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir
kelimenin yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan anlamdır. Bu kullanımda
anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır. Mecaz anlamda iki
kelime bir yönüyle benzerlik ilgisi kurularak birbirine benzetilmiştir.
Bu konuyu bir daha
açmayacağım.
İşsizlik sorunu hükümeti
terletecek.
Derdim çoktur,
hangisine yanayım.
Doktora boş gözlerle
bakıyordu.
Bu şarkıya
bayılıyorum.
Tatlı
sözlerle babasının gönlünü aldı.
Yakında savaş
patlayacak.
Hepimiz onun hafif
biri olduğunu biliyorduk.
İnce
işlere aklım pek ermiyor.
Kitapları taşırken
kolum koptu.
İlk damlalardan sonra
yağmur birden coştu.
Bu söze gençlerden biri
ince bir karşılık verdi.
Onun pişkinliğine
bir anlam veremedik.
Cesaretinin kırılmasına
sen sebep oldun.
Mecaz anlamlar,
benzetme ve ilgi yollarıyla yapılır.
Benzetme yoluyla yapılanlardan biri istiaredir. İstiare açık ve kapalı
olmak üzere ikiye ayrılır. Edebiyat dersinde söz sanatları arasında
incelenir. Eğretileme ve deyim
aktarması da denir.
“Kurban olam, kurban olam
Beşikte yatan kuzuya”
(açık istiare)
“Tekerlekler yollara bir
şeyle anlatıyor.” (kapalı istiare)
İlgi yoluyla yapılanlara
ad aktarması denir. Ad aktarmasında benzetme amacı olmaz. İç-dış,
parça-bütün, neden-sonuç, sanatçı-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler
vardır. Aşağıdaki cümleler ad aktarmasına örnektir. (ad aktarması ayrıca
mecaz-ı mürsel adıyla söz sanatlarında da
işlenir.)
Dalgalan sen de
şafaklar gibi ey nazlı hilâl
Saçını
kestir demedim mi?
Bereket
yağıyor; çiftçinin yüzü gülecek.
Ayağını
çıkarmadan girebilirsin.
Bu olaylara Ankara
sessiz kalıyor.
Orhan Veli’yi
okur musun?
4. DEYİM ANLAM
Deyim, en az iki kelimenin
kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir.
Kelimelerden biri veya her ikisi anlam kaybına uğrar.
Bu sözlerle gönlümü
almış mı oldun?
Kendi düşüncelerinde
ayak diriyordu.
Korktuğu başına
gelmiş, arabası bozulmuştu.
Her gördüğüne
dudak büküyordu.
Senin yaptığın
pire için yorgan yakmak.
İki genç adam
boğaz boğaza geldi.
Olur olmaz konularla baş
ağrıtmayı seversin.
Bu şekilde anlatırsanız
aklı yatar.
Sonunda korktuğumuza
uğradık, çocuk kayboldu.
Matematiği
aklım almıyor.
Çocuk ağzı açık beni
dinliyordu.
Öğrenciler, beni
can kulağı ile dinliyordu.
Hiçbir işte
dikiş tutturamamıştı.
Bizimkinin iyice
çenesi düştü.
Göze girmek
için her şeyi yapıyor.
İşin ağırlığın
gözümüzü korkutmuştu.
Bu soruya kafa yormanı
istemiştim.
Çocuk eli uzun biri,
cüzdanımı almış.
Burası çok ayak altı,
şurada duralım.
Deyimlerin
özellikleri:
a)
Deyimler kalıplaşmış sözlerdir.
Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine
başka kelimeler konulamaz.
Meselâ "yüzün ak olsun"
yerine "yüzün beyaz olsun" denilemez,
"ocağına incir ağacı
dikmek" yerine "ocağına çam ağacı dikmek" denilemez,
"ayıkla pirincin taşını"
yerine "ayıkla bulgurun taşını" denilemez,
"dilinin altındaki baklayı
çıkar" yerine "dilinin altındaki şekeri çıkar" denilemez,
"tüyleri diken diken ol-"
yerine "kılları diken diken ol-" denemez.
Ama istisnalar yok
değildir: “baş başa vermek” ve “kafa kafaya vermek” gibi.
Araya başka kelimeler
girebilir:
“Başını derde sokmak”
Başını son günlerde hep derde soktu.
b) Deyimler kısa ve özlü
anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar: “Çam sakızı çoban armağanı”,
“dili çözül-”, “dilinde tüy bit-”, “dilini yut-”
c) Deyimler en az iki
sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.
-
1. Ya kelime öbeği ve
mastar şeklinde olurlar:
ağzı açık,
kulağı delik,
eli uzun,
kaşla göz arasında,
bulanık suda balık avla-,
dikiş tutturama-,
can kulağı ile
dinle-, köprüleri at-,
pire için yorgan yak-,
pişmiş aşa su kat-,
kafayı ye-,
aklı alma-,
akıntıya kürek çek-,
ağzı kulaklarına var-,
bel bağla-,
çenesi düş-,
göze gir-,
dara düş-,
-
2. Ya da cümle şeklinde
olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.
Yorgan gitti, kavga bitti.
Dostlar alışverişte görsün,
Çoğu gitti azı kaldı,
Allah bana ben de sana,
Atı alan Üsküdar'ı geçti,
Tut kelin perçeminden,
Dam üstünde saksağan, vur
beline kazmayı,
Kızım sana söylüyorum,
gelinim sen alın.
Ben diyorum hadımım, o
soruyor kaç çocuğun var?,
Ne şiş yansın ne kebap,
Fol yok yumurta yok ..
d) Deyimler özel anlamlı
sözlerdir. Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı
belirtmek için bulunmuş sözlerdir. Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise
genel anlamlı sözlerdir. Ders vermek, öğütte bulunmak için ortaya
konulmuşlardır. Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur. Meselâ:
"İşleyen demir ışıldar" atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır. Bu
yargı dünyanın her yerindeki insan için geçerlidir.
e) Deyimlerin çoğunda
kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır. Çantada
keklik, ağzı açık, kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak,
fol yok yumurta yok, hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben
diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?
Bazı deyimler ise
anlamlarından çıkmamışlardır: Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok,
adet yerini bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü
kabahatinden büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..
f) Deyimler cümlenin öğesi
olabilir, cümlede başka görevler de alabilir:
Üzüntüsünden ağzını
bıçak açmıyordu. (Yüklem)
Damarıma basmadan
konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)
Aslan payı
ona düştü. (Özne, isim tamlaması)
O, dik kafalı
biridir. (sıfat tamlaması, sıfat)
g) Kafiyeli deyimler de
vardır:
Ele verir talkımı, kendi
yutar salkımı
5. TERİM ANLAM
Bir bilim, sanat ya da
meslek dalıyla ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir.
Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır.
Örnek: "Ekvator"
kelimesi tek bir anlama gelir ve tek bir nesneyi karşılar.
Örnek: kök, mısra,
muson.
“yüklem, özne, kök,
zarf”, dil bilgisi terimleri; “üçgen, daire, çap”, kelimeleri de geometri
terimleridir.
Terimler halkın söz
varlığında yer almaz, ama halk ağzında kullanılıp da sonradan terim
özelliği kazanmış kelimeler vardır.
Örnek: "Budala" kelimesi
halkın söz varlığında aptal, anlayışsız, sersem anlamlarıyla kullanılır,
fakat bu kelime psikolojide belli bir zeka seviyesine sahip anlamında
kullanıldığında terimdir.
Terimler, genellikle
gerçek anlamıyla kullanılan sözlerdir. Terimlerin, mecaz anlamı, yan
anlamı, deyim anlamı yoktur.
Boğaz’ı
geçip Karadeniz’e ulaştık.
Ayağı
olmayan göllerde tuz oranı yüksek olur.
Ağacın kökleri
çok derinde.
Üçgenin
iç açıları toplamı 180’dir.
6. ARGO ANLAM
Sadece belli bir
topluluk ya da meslek tarafından kullanılan özel sözcüklerden oluşan
dile argo denir.
Argo, dil içinde bir
dil gibidir.
Külhanbeylerinin
anlaşma vasıtası da denebilir. Küfürle karıştırılmamalıdır.
Argonun varlık sebebi
kolay ve çekici anlatımı yakalama isteğidir.
Şekil ev anlamda
ölçüsüzlük ve mübalâğa esastır.
Bağımsız ve sorumsuz
yaşayışın dilidir de denebilir.
Dışa dönüklük,
boşalma, rahatlama argoda sınırsızdır. Her şeye küfür kelimeleri
kullanmadan küfredilir.
“Canına yandığımın
dünyası” gibi.
abdestini vermek:
azarlamak
aklına tükürmek:
birinin düşüncesini beğenmemek
röntgenci: kadınları
gizlice gözetleme alışkanlığı olan erkek
piliç gibi: güzel ve
sevimli kız
mektep çocuğu: acemi,
toy
zokayı yutmak:
aldatılıp zarara sokulmak
yutmak: iyice eksiksiz
olarak öğrenmek
arakçı: hırsız
bal kabağı: aptal,
beyinsiz
torpil, moruk, çakmak
(sınıfta kalmak), asılmak...
7. SOYUT ANLAM
Beş duyu organından
biriyle algılanamayan, maddesi olmayan, varlıkları inançla ve his ile
bilinen kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere soyut kelimeler denir;
bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de soyut anlam denir.
Hayal, rüya, düşünce,
menfaat, sevgi, korku, güzellik...
8. SOMUT ANLAM
Beş duyu organında
biriyle algılanabilen, maddesi olan kavram ve varlıkları karşılayan
kelimelere somut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam
özelliklerine de somut anlam denir.
Ağaç, taş, ev, mavi, soğuk,
su, masa, yol, yürümek, koşmak...
Soyut anlamlı kelimeler
mecazlı kullanılarak somuta aktarılabilir.
“Yazınızda kuru bir anlatım
görüyorum.”
“Adam yıldızlara basa basa
yürüyordu.”
9. GENEL ve ÖZEL ANLAM
Genel anlamlı kelimeler
birden fazla kelimeyi bünyesinde bulunduran, birden çok türü kapsayan
kelimelerdir. Özel anlamlı kelimeler ise daha dar bir anlamı, kesin ve net
olarak anlatır. Anlam özelleştikçe kesinlik de artar.
Varlık-canlı-insan-Ahmet
Metin-paragraf-cümle-kelime-hece-harf
B. SÖZCÜKLER ARASINDAKİ
ANLAM İLİŞKİLERİ
1. EŞ ANLAMLI SÖZCÜKLER
Yazılış ve okunuş
bakımından farklı fakat anlamca aynı olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler
birbirlerinin yerini tutabilir. Anlamdaş kelimelerin birisi genelde
yabancı kökenlidir.
kıymet-değer,
cevap-yanıt, sene-yıl, medeniyet-uygarlık, imkân-olanak, acele-ivedi,
zelzele-deprem, yoksul-fakir, misafir-konuk, sınav-imtihan, yöntem-metot,
mesele-sorun, fiil-eylem, kelime-sözcük, vasıta-araç...
Fakat bazı durumlarda
anlamdaş kelimeler birbirinin yerini tutamaz: “kara bahtlı” kelime
grubunda “kara” kelimesinin yerine “siyah” kelimesini kullanamazsınız.
Çünkü iki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş veya yakın anlamlı
olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir.
Türkçe kelimeler
arasında da eş anlamlılık olabilir:
deprem-yer
sarsıntısı-zelzele,
kimi zaman-ara sıra-zaman
zaman-arada bir-bazen
2. YAKIN ANLAMLI SÖZCÜKLER
Yazılışı ve okunuşu
farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen
tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar
çoğunlukla Türkçe kelimelerdir.
göndermek-yollamak,
bezmek-bıkmak-usanmak, dilemek-istemek, çevirmek-döndürmek,
söylemek-demek-konuşmak, eş-dost, hısım-akraba, bakmak-seyretmek,
Kardeşim sana küsmüş.
Kardeşim sana
kırılmış.
Kardeşim sana
gücenmiş.
Kardeşim sana
darılmış.
Birinci cümlede bir
"kesinlik ve aşırılık" anlamı, ikinci cümlede bir "esneklik, hatta
hoşgörü" anlamı, üçüncü cümlede "üzülmek" anlamı, dördüncü cümlede
"gücenip görüşmez olmak" anlamı vardır.
Ben her sorunla başa
çıkarım. (baş etmek)
Bu kadar yürekten
çağırma beni. (candan)
Davranışları hiçbir
zaman içtenlikli değildi. (yürekten, candan)
Yaptığı işi
önemsemiyordu. (özen göstermiyordu.)
3. ZIT ANLAMLI SÖZCÜKLER
Anlamca birbirinin karşıtı
olan kelimelerdir.
Siyah-beyaz, uzun-kısa,
aşağı-yukarı, ileri-geri, var-yok, gelmek-gitmek,
Tüm kelimelerin zıt
anlamlısı yoktur. Eylemlerde de durum aynıdır. Bir eylemin olumsuzu o
eylemin karşıtı satılmaz.
“sevinmek” karşıtı
sevinmemek değil “üzülmek”tir.
Kelimeler arasındaki
karşıtlık cümledeki kullanıma göre değişir.
“doğru” kelimesinin zıt
anlamlısı bir cümlede “eğri” olurken, diğerinde “yanlış” olabilir.
İki kelimenin (kökeni ne
olursa olsun) anlamdaş, yakın anlamlı veya zıt anlamlı olabilmesi için
aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. Meselâ, siyah ile beyaz, ancak
ikisi de gerçek (temel) anlamda oldukları zaman zıt anlamlı olurlar. Hafif
olmayan anlamındaki “ağır” kelimesinin ağır olmayan anlamındaki “hafif”le
zıt anlamlı olabilmesi için ikisinin de gerçek (temel) anlamda
kullanılması gerekir.
4. EŞ SESLİ SÖZCÜKLER
Yazılışı ve okunuşu aynı
olduğu hâlde anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın hâlde
olabildikleri gibi ek almış hâlde de olabilirler. Şiirde cinas olarak
kullanılır ve cinaslı kafiye yapılır.
Gül: 1. çiçek, 2.
gülmekten emir
Kır: 1. kırsal alan, 2.
kırmaktan emir, 3. beyaz
Yazma: 1. baş örtüsü, 2.
yazmaktan olumsuz emir, 3. yazma işi
Ek almış kelimelerle, ek
almış ve almamış kelimeler arasında da eş seslilik söz konusudur. Bu ekler
görevce farklı ekler de olabilir:
Siyah anlamındaki “kara”
ile “kar-a” (-a: yönelme hâl eki) gibi
“Oyuncakları olmuş
çocukların kurşunlar”
“Zalimler her saat taze
fidanları kurşunlar”
Neden kondun a bülbül
kapımdaki asmaya
Ben yarimden
vazgeçmem götürseler asmaya
“hala” ve “hâlâ”, “kar” ve
“kâr”, “adet” ve “âdet” kelimeleri eş sesli değildir. Okunuşları ve
anlamları farklıdır.
5. İKİLEMELER
Anlamı pekiştirip
güçlendirmek ve çekici kılmak için aynı kelimenin, yakın anlamlı
kelimelerin veya zıt anlamlı kelimelerin tekrarıyla oluşan kelime
grubudur.
ev bark, çoluk çocuk, ufak
tefek, doya doya ...
Yapı Yönüyle İkilemeler:
a) Yakın Anlamlı: doğru
dürüst, delik deşik, eş dost
b) Aynı Anlamlı: kılık
kıyafet, ses seda, köşe bucak...
c) Karşıt Anlamlı: Aşağı
yukarı, ileri geri, az çok, er geç ....
d) Aynı Kelimenin Tekrarı:
duya duya, ağır ağır, yavaş yavaş ...
e) Yansımaların Tekrarı:
çat pat, kıs kıs, fısıl fısıl ...
f) Sadece Biri Anlamlı:
eğri buğrü, eski püskü
g) Yarı Anlamlı: eciş
bücüş, ıvır zıvır, abur cubur ...
İkilemelerin arasına hiçbir
noktalama işareti konulamaz.
6. YANSIMALAR
Tabiata, insana, insan
dışındaki canlılara ve eşyaya ait seslerin taklit edilmesi sonucu ortaya
çıkan kelime veya kelime gruplarıdır.
tık, tak, pat, çat, hışır
hışır, miyav, hırr, hav, me, mee, mışıl mışıl, fıkır fıkır, şıkır şıkır...
Yansımalardan isim ve fiil
türetilebilir.
“miyavlamak, çatırdamak,
şıkırtı, meleşmek, şırıltı”
7. atasÖzlerİ
Atalarımızdan günümüze
kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz
konuşma içinde kullanılan sözlerdir.
Kalıplaşmış sözlerdir,
eşanlamlılarıyla dahi değiştirilemez.
Kısa ve özlü sözlerdir. Az
sözle çok anlam ifade ederler
Tecrübelere ve gözlemlere
dayanırlar, bazen âdet ve gelenekleri ifade ederler
Çoğu mecazlıdır.
Anonimdir ve edebî tür
özelliği gösterir.
Genel bir yargı bildirir.
Öğüt verme amacı taşır.
At ölür meydan kalır, yiğit
ölür şan kalır.
Aç koyma hırsız olur, çok
söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.
Böyle gelmiş, böyle gider
Çocuğa iş buyuran, ardınca
kendi gider.
Damlaya damlaya göl olur.
Dost kazan dost; düşman
anadan da doğar.
Eden bulur.
Geniş gününde dar gezen,
dar gününde geniş gezer.
Göz görmeyince gönül
katlanır.
Herkes kaşık yapar ama
sapını yapamaz.
Her şey incelikten insan
kabalıktan kırılır.
Mart kapıdan baktırır,
kazma kürek yaktırır.
Üzerine laf düşmedikçe
konuşma.
Vakitsiz açılan gül çabuk
solar.
8. DOLAYLAMA
Bir kelimeyle
anlatılabilecek bir durumu birden fazla kelimeyle anlatmaya denir.
“yavru vatan”: Kıbrıs,
“büyük kurtarıcı”: Atatürk,
"ulu önder":Atatürk
“derya kuzuları”: balık,
"file bekçisi":kaleci
“Türkiye’nin kalbi”: Ankara
9. anlam genİŞlemesİ
(yan anlam)
10. anlam daralmasI
] “oğul” kelimesinin
önceleri kız ve erkek çocukları için kullanılırken şimdi artık sadece
erkek çocukları için kullanılması gibi.
11. anlam İYİLEŞMESİ
] “kötü” anlamındaki
yavuz kelimesinin artık “yiğit” anlamında kullanılması gibi.
12. anlam kÖTÜlenmesİ
] “canlı” anlamındaki
canavar kelimesinin artık yırtıcı yaratık anlamında kullanılması gibi.
13. gÜzel adlandIrma
] “verem” kelimesinin
dildeki korkunçluğunu azaltmak için “ince hastalık” ile karşılanması gibi.
]Yabanî hayvan adı olan
“börü”nün atılıp yerine “kurt” kelimesinin kullanılması gibi.
|