| |
SÖZCÜK (KELİME)
Cümlenin anlamlı en küçük birimlerine ya
da tek başına anlamı olmadığı hâlde cümle içinde anlam kazanan anlatım
birimlerine kelime denir. Kelime, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan dilin
anlamlı en küçük parçasıdır. Kelimelerin belirli bir düzen içerisinde bir
araya getirilmesiyle anlaşma sağlanır.
SÖZCÜKTE
ANLAM
Kelimeler de dil gibi canlı varlıklardır.
Sahip oldukları anlamların dışında zamanla yeni anlamlar kazanabildikleri
gibi bir anlamda birkaç kelime de kullanılabilir. Bu özellikler hem
kelimenin kendisine ait olabilir, hem de diğer kelimelerle olan anlam
ilişkisini gösterebilir. Burada kelimelerin anlam özelliklerinin yanı sıra
kelimeler arasındaki anlam ilişkileri de karşımıza çıkmaktadır. Kelimeler
tek başlarına anlamlı olabildikleri gibi cümlede veya söz içinde
kullanılışlarına göre yeni anlamlar da kazanabilirler, aralarında
anlamdaşlık sesteşlik gibi ilişkiler de barındırabilirler.
Anlam bakımından kelimeler ve kelimeler
arasındaki anlam ilişkileri şunlardır:
A. ANLAM BAKIMINDAN SÖZCÜKLER
Kelimelerin taşıdıkları anlamları maddeler
hâlinde sıralayalım.
1. GERÇEK
ANLAM (TEMEL ANLAM)
Kelimelerin taşıdıkları ilk ve genel
anlama gerçek anlam denir. Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Kelimenin
gerçek anlamı, herkesçe bilinen yaygın anlamıdır. Buna "temel anlam" da
denir.
Meselâ, “ağız” dendiğinde akla ilk gelen,
organ adıdır. “göz” kelimesi de öyle.
Soğuktan su boruları
patlamış.
Ayağında eski
bir spor ayakkabı var.
Biraz sonra toprak bir yola girdik.
Kanadı kırık
bir martı gördüm.
Soğuk sudan boğazı şişmişti.
Yataktan kalkarken başımı duvara
çarptım.
Dün gece erken
yattım.
Sıcak çorbayı
içince rahatladım.
Dolaptan temiz elbiselerini
çıkardı.
Ahmet’in burnu iyi koku alır.
Ağzında
yaralar oluşmuştu.
Elini hırsla
masaya vurdu.
İri hantal gövdesini zorlukla
sürüklüyor gibiydi.
Gölün kıyılarını yapraksız, bodur
ağaçlar kuşatmıştı.
2. YAN ANLAM
Temel anlamıyla bağlantılı olarak
zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir. Sözcüğün gerçek
anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni
anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur. Bir sözcüğün yan anlam
kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır.
Meselâ “göz” dendiğinde akla ilk gelen,
kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Ama “iğnenin gözü”, “çantanın
gözü”, masanın gözü” tamlamalarındaki anlamlar benzetme yoluyla
kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir.
Meselâ, “düşmek” kelimesi “Meyveler tek
tek yere düştü” cümlesinde temel anlamda; “Çocuğun pantolonu düşüyordu”,
“Bu yılın ilk karı düştü” ve “Kavakların gölgesi yola düştü” cümlelerinde
yan anlamdadır.
Beşiktaş sırtlarına ağaç
dikiyorlar. (arka taraf)
Gülün tomurcukları sabahleyin
patlamış.
Uçağın kanadı havada parçalanmış.
Başı kırık
bir çiviyi sökmeye uğraşıyor.
Bu dalda başarılı olabileceğimi
sanıyorum.
Köprünün ayağına bomba koymuşlar.
Şişeyi boğazına kadar doldurdu.
Kapının kolunu kırınca babamdan
azar işittim.
Benim yetiştirdiğim öğrenciler
daha başarılı.
Yokuşun başına kadar koştuk.
Somutlaşma ve soyutlaşma: Dilimizde
kelimeler sadece bir anlamda kullanılamaz. Yani bir kelime birden fazla
yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir. Onun için somutlaşma ve
soyutlaşma, dilimizdeki kelimeler için her zaman mümkündür. Somut
anlamıyla “geçilen yer” demek olan “yol” kelimesi “yöntem, metot” anlamına
gelerek soyutlaşmıştır.
Yakıştırmaca: Kendi adı olmayan ya da
adı olduğu hâlde bilinmeyen varlıklar çeşitli özellikleri nedeniyle uygun
olan kelimelerle adlandırılır. Buna yakıştırmaca denir. Uçağın kanadı,
masanın gözü, ayakkabının burnu vb
3. MECAZ ANLAM
Bir sözcüğün gerçek anlamından
bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz
anlam denir. Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı
dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan
anlamdır. Bu kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır.
Mecaz anlamda iki kelime bir yönüyle benzerlik ilgisi kurularak birbirine
benzetilmiştir.
Bu konuyu bir daha açmayacağım.
İşsizlik sorunu hükümeti terletecek.
Derdim çoktur, hangisine
yanayım.
Doktora boş gözlerle bakıyordu.
Bu şarkıya
bayılıyorum.
Tatlı
sözlerle babasının gönlünü aldı.
Yakında savaş
patlayacak.
Hepimiz onun hafif biri olduğunu
biliyorduk.
İnce işlere
aklım pek ermiyor.
Kitapları taşırken kolum
koptu.
İlk damlalardan sonra yağmur birden
coştu.
Bu söze gençlerden biri ince bir
karşılık verdi.
Onun pişkinliğine bir anlam
veremedik.
Cesaretinin kırılmasına sen sebep
oldun.
Mecaz anlamlar,
benzetme ve ilgi yollarıyla yapılır. Benzetme yoluyla yapılanlardan
biri istiaredir. İstiare açık ve kapalı olmak üzere ikiye ayrılır.
Edebiyat dersinde söz sanatları arasında incelenir.
Eğretileme ve deyim aktarması da
denir.
“Kurban olam, kurban olam
Beşikte yatan kuzuya”
(açık istiare)
“Tekerlekler yollara bir şeyle anlatıyor.”
(kapalı istiare)
İlgi yoluyla yapılanlara ad aktarması
denir. Ad aktarmasında benzetme amacı olmaz. İç-dış, parça-bütün,
neden-sonuç, sanatçı-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler vardır.
Aşağıdaki cümleler ad aktarmasına örnektir. (ad aktarması ayrıca
mecaz-ı mürsel adıyla söz sanatlarında da işlenir.)
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı
hilâl
Saçını kestir
demedim mi?
Bereket
yağıyor; çiftçinin yüzü gülecek.
Ayağını
çıkarmadan girebilirsin.
Bu olaylara Ankara sessiz kalıyor.
Orhan Veli’yi
okur musun?
4. DEYİM ANLAM
Deyim, en az iki kelimenin kalıplaşarak
yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Kelimelerden biri
veya her ikisi anlam kaybına uğrar.
Bu sözlerle gönlümü almış mı oldun?
Kendi düşüncelerinde
ayak diriyordu.
Korktuğu başına gelmiş,
arabası bozulmuştu.
Her gördüğüne
dudak büküyordu.
Senin yaptığın
pire için yorgan yakmak.
İki genç adam
boğaz boğaza geldi.
Olur olmaz konularla baş ağrıtmayı
seversin.
Bu şekilde anlatırsanız aklı yatar.
Sonunda korktuğumuza uğradık, çocuk
kayboldu.
Matematiği aklım
almıyor.
Çocuk ağzı açık beni dinliyordu.
Öğrenciler, beni
can kulağı ile dinliyordu.
Hiçbir işte dikiş
tutturamamıştı.
Bizimkinin iyice
çenesi düştü.
Göze girmek
için her şeyi yapıyor.
İşin ağırlığın
gözümüzü korkutmuştu.
Bu soruya kafa yormanı istemiştim.
Çocuk eli uzun biri, cüzdanımı
almış.
Burası çok ayak altı, şurada
duralım.
Deyimlerin özellikleri:
a)
Deyimler
kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri
atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.
Meselâ "yüzün ak olsun" yerine "yüzün
beyaz olsun" denilemez,
"ocağına incir ağacı dikmek" yerine
"ocağına çam ağacı dikmek" denilemez,
"ayıkla pirincin taşını" yerine "ayıkla
bulgurun taşını" denilemez,
"dilinin altındaki baklayı çıkar" yerine
"dilinin altındaki şekeri çıkar" denilemez,
"tüyleri diken diken ol-" yerine "kılları
diken diken ol-" denemez.
Ama istisnalar yok değildir: “baş başa
vermek” ve “kafa kafaya vermek” gibi.
Araya başka kelimeler girebilir:
“Başını derde sokmak” Başını son günlerde
hep derde soktu.
b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır.
Az sözle çok şey anlatırlar: “Çam sakızı çoban armağanı”, “dili çözül-”,
“dilinde tüy bit-”, “dilini yut-”
c) Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar.
Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.
-
1. Ya kelime öbeği ve mastar şeklinde
olurlar:
ağzı açık,
kulağı delik,
eli uzun,
kaşla göz arasında,
bulanık suda balık avla-, dikiş
tutturama-,
can kulağı ile dinle-,
köprüleri at-,
pire için yorgan yak-, pişmiş
aşa su kat-,
kafayı ye-,
aklı alma-,
akıntıya kürek çek-, ağzı
kulaklarına var-,
bel bağla-,
çenesi düş-,
göze gir-,
dara düş-,
-
2. Ya da cümle şeklinde olurlar ki
bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.
Yorgan gitti, kavga bitti.
Dostlar alışverişte görsün,
Çoğu gitti azı kaldı,
Allah bana ben de sana,
Atı alan Üsküdar'ı geçti,
Tut kelin perçeminden,
Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı,
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.
Ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun
var?,
Ne şiş yansın ne kebap,
Fol yok yumurta yok ..
d) Deyimler özel anlamlı sözlerdir.
Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı belirtmek için
bulunmuş sözlerdir. Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise genel anlamlı
sözlerdir. Ders vermek, öğütte bulunmak için ortaya konulmuşlardır.
Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur. Meselâ: "İşleyen demir
ışıldar" atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır. Bu yargı dünyanın
her yerindeki insan için geçerlidir.
e) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek
anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır. Çantada keklik, ağzı açık,
kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak, fol yok yumurta
yok, hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben diyorum hadımım, o
soruyor kaç çocuğun var?
Bazı deyimler ise anlamlarından
çıkmamışlardır: Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, adet yerini
bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden
büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..
f) Deyimler cümlenin öğesi olabilir,
cümlede başka görevler de alabilir:
Üzüntüsünden ağzını bıçak açmıyordu.
(Yüklem)
Damarıma basmadan
konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)
Aslan payı
ona düştü. (Özne, isim tamlaması)
O, dik kafalı biridir. (sıfat
tamlaması, sıfat)
g) Kafiyeli deyimler de vardır:
Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı
5. TERİM ANLAM
Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla
ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir. Terimlerin anlamları
dar ve sınırlıdır.
Örnek: "Ekvator" kelimesi tek bir
anlama gelir ve tek bir nesneyi karşılar.
Örnek: kök, mısra, muson.
“yüklem, özne, kök, zarf”, dil bilgisi
terimleri; “üçgen, daire, çap”, kelimeleri de geometri terimleridir.
Terimler halkın söz varlığında yer
almaz, ama halk ağzında kullanılıp da sonradan terim özelliği kazanmış
kelimeler vardır.
Örnek: "Budala" kelimesi halkın söz
varlığında aptal, anlayışsız, sersem anlamlarıyla kullanılır, fakat bu
kelime psikolojide belli bir zeka seviyesine sahip anlamında
kullanıldığında terimdir.
Terimler, genellikle gerçek anlamıyla
kullanılan sözlerdir. Terimlerin, mecaz anlamı, yan anlamı, deyim anlamı
yoktur.
Boğaz’ı
geçip Karadeniz’e ulaştık.
Ayağı
olmayan göllerde tuz oranı yüksek olur.
Ağacın kökleri çok derinde.
Üçgenin iç
açıları toplamı 180’dir.
6. ARGO ANLAM
Sadece belli bir topluluk ya da
meslek tarafından kullanılan özel sözcüklerden oluşan dile argo denir.
Argo, dil içinde bir dil gibidir.
Külhanbeylerinin anlaşma vasıtası da
denebilir. Küfürle karıştırılmamalıdır.
Argonun varlık sebebi kolay ve çekici
anlatımı yakalama isteğidir.
Şekil ev anlamda ölçüsüzlük ve
mübalâğa esastır.
Bağımsız ve sorumsuz yaşayışın
dilidir de denebilir.
Dışa dönüklük, boşalma, rahatlama
argoda sınırsızdır. Her şeye küfür kelimeleri kullanmadan küfredilir.
“Canına yandığımın dünyası” gibi.
abdestini vermek: azarlamak
aklına tükürmek: birinin düşüncesini
beğenmemek
röntgenci: kadınları gizlice
gözetleme alışkanlığı olan erkek
piliç gibi: güzel ve sevimli kız
mektep çocuğu: acemi, toy
zokayı yutmak: aldatılıp zarara
sokulmak
yutmak: iyice eksiksiz olarak
öğrenmek
arakçı: hırsız
bal kabağı: aptal, beyinsiz
torpil, moruk, çakmak (sınıfta
kalmak), asılmak...
7. SOYUT ANLAM
Beş duyu organından biriyle
algılanamayan, maddesi olmayan, varlıkları inançla ve his ile bilinen
kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere soyut kelimeler denir; bu
kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de soyut anlam denir.
Hayal, rüya, düşünce, menfaat, sevgi,
korku, güzellik...
8. SOMUT ANLAM
Beş duyu organında biriyle
algılanabilen, maddesi olan kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere
somut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de
somut anlam denir.
Ağaç, taş, ev, mavi, soğuk, su, masa, yol,
yürümek, koşmak...
Soyut anlamlı kelimeler mecazlı
kullanılarak somuta aktarılabilir.
“Yazınızda kuru bir anlatım görüyorum.”
“Adam yıldızlara basa basa yürüyordu.”
9. GENEL ve ÖZEL ANLAM
Genel anlamlı kelimeler birden fazla
kelimeyi bünyesinde bulunduran, birden çok türü kapsayan kelimelerdir.
Özel anlamlı kelimeler ise daha dar bir anlamı, kesin ve net olarak
anlatır. Anlam özelleştikçe kesinlik de artar.
Varlık-canlı-insan-Ahmet
Metin-paragraf-cümle-kelime-hece-harf
B. SÖZCÜKLER ARASINDAKİ
ANLAM İLİŞKİLERİ
1. EŞ ANLAMLI SÖZCÜKLER
Yazılış ve okunuş bakımından farklı
fakat anlamca aynı olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler birbirlerinin
yerini tutabilir. Anlamdaş kelimelerin birisi genelde yabancı kökenlidir.
kıymet-değer, cevap-yanıt, sene-yıl,
medeniyet-uygarlık, imkân-olanak, acele-ivedi, zelzele-deprem,
yoksul-fakir, misafir-konuk, sınav-imtihan, yöntem-metot, mesele-sorun,
fiil-eylem, kelime-sözcük, vasıta-araç...
Fakat bazı durumlarda anlamdaş
kelimeler birbirinin yerini tutamaz: “kara bahtlı” kelime grubunda “kara”
kelimesinin yerine “siyah” kelimesini kullanamazsınız. Çünkü iki kelimenin
(kökeni ne olursa olsun) anlamdaş veya yakın anlamlı olabilmesi için aynı
anlam özelliğini taşımaları gerekir.
Türkçe kelimeler arasında da eş
anlamlılık olabilir:
deprem-yer sarsıntısı-zelzele,
kimi zaman-ara sıra-zaman zaman-arada
bir-bazen
2. YAKIN ANLAMLI SÖZCÜKLER
Yazılışı ve okunuşu farklı olan,
anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani
aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe
kelimelerdir.
göndermek-yollamak,
bezmek-bıkmak-usanmak, dilemek-istemek, çevirmek-döndürmek,
söylemek-demek-konuşmak, eş-dost, hısım-akraba, bakmak-seyretmek,
Kardeşim sana küsmüş.
Kardeşim sana
kırılmış.
Kardeşim sana gücenmiş.
Kardeşim sana darılmış.
Birinci cümlede bir "kesinlik ve
aşırılık" anlamı, ikinci cümlede bir "esneklik, hatta hoşgörü" anlamı,
üçüncü cümlede "üzülmek" anlamı, dördüncü cümlede "gücenip görüşmez olmak"
anlamı vardır.
Ben her sorunla başa çıkarım.
(baş etmek)
Bu kadar yürekten çağırma beni.
(candan)
Davranışları hiçbir zaman içtenlikli
değildi. (yürekten, candan)
Yaptığı işi önemsemiyordu. (özen
göstermiyordu.)
3. ZIT ANLAMLI SÖZCÜKLER
Anlamca birbirinin karşıtı olan
kelimelerdir.
Siyah-beyaz, uzun-kısa, aşağı-yukarı,
ileri-geri, var-yok, gelmek-gitmek,
Tüm kelimelerin zıt anlamlısı yoktur.
Eylemlerde de durum aynıdır. Bir eylemin olumsuzu o eylemin karşıtı
satılmaz.
“sevinmek” karşıtı sevinmemek değil
“üzülmek”tir.
Kelimeler arasındaki karşıtlık
cümledeki kullanıma göre değişir.
“doğru” kelimesinin zıt anlamlısı bir
cümlede “eğri” olurken, diğerinde “yanlış” olabilir.
İki kelimenin (kökeni ne olursa olsun)
anlamdaş, yakın anlamlı veya zıt anlamlı olabilmesi için aynı anlam
özelliğini taşımaları gerekir. Meselâ, siyah ile beyaz, ancak ikisi de
gerçek (temel) anlamda oldukları zaman zıt anlamlı olurlar. Hafif olmayan
anlamındaki “ağır” kelimesinin ağır olmayan anlamındaki “hafif”le zıt
anlamlı olabilmesi için ikisinin de gerçek (temel) anlamda kullanılması
gerekir.
4. EŞ SESLİ SÖZCÜKLER
Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu hâlde
anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri gibi
ek almış hâlde de olabilirler. Şiirde cinas olarak kullanılır ve cinaslı
kafiye yapılır.
Gül: 1. çiçek, 2. gülmekten emir
Kır: 1. kırsal alan, 2. kırmaktan emir, 3.
beyaz
Yazma: 1. baş örtüsü, 2. yazmaktan olumsuz
emir, 3. yazma işi
Ek almış kelimelerle, ek almış ve almamış
kelimeler arasında da eş seslilik söz konusudur. Bu ekler görevce farklı
ekler de olabilir:
Siyah anlamındaki “kara” ile “kar-a” (-a:
yönelme hâl eki) gibi
“Oyuncakları olmuş çocukların kurşunlar”
“Zalimler her saat taze fidanları
kurşunlar”
Neden kondun a bülbül kapımdaki
asmaya
Ben yarimden vazgeçmem götürseler
asmaya
“hala” ve “hâlâ”, “kar” ve “kâr”, “adet”
ve “âdet” kelimeleri eş sesli değildir. Okunuşları ve anlamları farklıdır.
5. İKİLEMELER
Anlamı pekiştirip güçlendirmek ve çekici
kılmak için aynı kelimenin, yakın anlamlı kelimelerin veya zıt anlamlı
kelimelerin tekrarıyla oluşan kelime grubudur.
ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek, doya
doya ...
Yapı Yönüyle İkilemeler:
a) Yakın Anlamlı: doğru dürüst, delik
deşik, eş dost
b) Aynı Anlamlı: kılık kıyafet, ses seda,
köşe bucak...
c) Karşıt Anlamlı: Aşağı yukarı, ileri
geri, az çok, er geç ....
d) Aynı Kelimenin Tekrarı: duya duya, ağır
ağır, yavaş yavaş ...
e) Yansımaların Tekrarı: çat pat, kıs kıs,
fısıl fısıl ...
f) Sadece Biri Anlamlı: eğri buğrü, eski
püskü
g) Yarı Anlamlı: eciş bücüş, ıvır zıvır,
abur cubur ...
İkilemelerin arasına hiçbir noktalama
işareti konulamaz.
6. YANSIMALAR
Tabiata, insana, insan dışındaki
canlılara ve eşyaya ait seslerin taklit edilmesi sonucu ortaya çıkan
kelime veya kelime gruplarıdır.
tık, tak, pat, çat, hışır hışır, miyav,
hırr, hav, me, mee, mışıl mışıl, fıkır fıkır, şıkır şıkır...
Yansımalardan isim ve fiil türetilebilir.
“miyavlamak, çatırdamak, şıkırtı, meleşmek,
şırıltı”
7. atasÖzlerİ
Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan,
belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde
kullanılan sözlerdir.
Kalıplaşmış sözlerdir, eşanlamlılarıyla
dahi değiştirilemez.
Kısa ve özlü sözlerdir. Az sözle çok anlam
ifade ederler
Tecrübelere ve gözlemlere dayanırlar,
bazen âdet ve gelenekleri ifade ederler
Çoğu mecazlıdır.
Anonimdir ve edebî tür özelliği gösterir.
Genel bir yargı bildirir.
Öğüt verme amacı taşır.
At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan
kalır.
Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz
olur, çok değme arsız olur.
Böyle gelmiş, böyle gider
Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.
Damlaya damlaya göl olur.
Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.
Eden bulur.
Geniş gününde dar gezen, dar gününde geniş
gezer.
Göz görmeyince gönül katlanır.
Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz.
Her şey incelikten insan kabalıktan
kırılır.
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek
yaktırır.
Üzerine laf düşmedikçe konuşma.
Vakitsiz açılan gül çabuk solar.
8. DOLAYLAMA
Bir kelimeyle anlatılabilecek bir durumu
birden fazla kelimeyle anlatmaya denir.
“yavru vatan”: Kıbrıs,
“büyük kurtarıcı”: Atatürk,
"ulu önder":Atatürk
“derya kuzuları”: balık,
"file bekçisi":kaleci
“Türkiye’nin kalbi”: Ankara
9. anlam genİŞlemesİ
(yan anlam)
10. anlam daralmasI
] “oğul” kelimesinin önceleri kız ve
erkek çocukları için kullanılırken şimdi artık sadece erkek çocukları için
kullanılması gibi.
11. anlam İYİLEŞMESİ
] “kötü” anlamındaki yavuz kelimesinin
artık “yiğit” anlamında kullanılması gibi.
12. anlam kÖTÜlenmesİ
] “canlı” anlamındaki canavar
kelimesinin artık yırtıcı yaratık anlamında kullanılması gibi.
13. gÜzel adlandIrma
] “verem” kelimesinin dildeki
korkunçluğunu azaltmak için “ince hastalık” ile karşılanması gibi.
]Yabanî hayvan adı olan “börü”nün
atılıp yerine “kurt” kelimesinin kullanılması gibi.
|